Aşırı İfa Güçlüğü ve İfa İmkansızlığı; Sözleşmenin Uyarlanması

Sözleşmenin yapıldığı zamanki koşullarla edimlerin ifa anındaki koşullar farklı olabilir. Örneğin bir doğal afetin meydana gelmesi ya da büyük çapta etki yaratan bir virüs salgını edimin ifasını aşırı güçleştirmiş ya da imkansız hale getirmiş olabilir. Bu durumda sözleşmenin süresinden evvel feshi ya da uyarlanması yoluna gidilebilecektir.

Aşırı İfa Güçsüzlüğü ve Sözleşmenin Uyarlanması

Uyarlama sözleşme taraflarına yüklenen borçların ve hakların değiştirilmesi suretiyle olacaktır. Sözleşmede uyarlamanın hangi durumlarda ve ne şekilde yapılacağına ya da değişen koşullara rağmen uyarlama yapılamayacağına dair bir hüküm yoksa ve taraflar iradi olarak uyarlama hususunda anlaşamazlarsa dava açma yoluna gidilebilir. Sözleşmenin uyarlanması için:

  • Sözleşme kurulduktan sonra beklenmeyen bir durum yüzünden ifa imkansız hale gelmeli ya da en azından güçleşmelidir. Bu durum savaş, deprem, ekonomik kriz ya da corona virüsü (covid-19) gibi bir salgın hastalık olabilir. Sınırlı olarak saymak mümkün değildir.
  • İfayı talep etmek dürüstlük kuralına aykırı olmalıdır.
  • Borç henüz ifa edilmemiş ya da ifanın aşırı güçleşmesinden doğan haklar saklı tutularak ifa edilmiş olmalıdır.
  • İfa güçlüğüne yol açan beklenmeyen durum borçludan kaynaklanmış olmamalıdır.

Uyarlama yapılması mümkün değilse sözleşmenin süresinden önce feshine ya da aynen devamına karar verilebilir.

Borçlunun İfa Güçsüzlüğü Sebebiyle Karşı Tarafın Ödemezlik Def’i

Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede taraflardan birisi ödeme güçsüzlüğüne düşerse (örneğin iflas ederse ya da kendisine karşı yapılan bir haciz sonuçsuz kalırsa), diğer taraf güçsüzlük altındaki tarafın borcu muaccel olmasa bile, makul bir süre içerisinde güvence gösterilmediği takdirde kendi edimini ifa etmekten kaçınabilir. Uygun süre içerisinde ifa yapılmazsa veya en azından bir teminat gösterilmezse sözleşmeden dönme gündeme gelebilir. Elbette bunun için ifa güçsüzlüğünde bulunmayan tarafın da kendi edimini henüz ifa etmemiş olması gerekir. Burada önem verilmesi gereken kilit nokta teminat isteyen tarafın hakkının gerçekten tehlike altında olması, basit bir şüpheye dayanmamasıdır.

İfa İmkansızlığı

Borçlar hukukunda imkansızlık, maddi (fiili) ve hukuki imkansızlık olarak ikiye ayrılır. Örneğin ölmüş bir yarış atının satılması maddi imkansızlık oluştururken, kanuni bir yasağa aykırı olarak edimlerin ifasını öngören bir sözleşme hukuki olarak imkansız sayılacaktır.

Bir diğer ayrım objektif ve subjektif imkansızlık ayrımıdır. Objektif imkansızlıkta kimsenin ilgili borcu ifa etmesi mümkün değilken, subjektif imkansızlıkta yalnızca borçlunun ifa edememesi söz konusudur. Örneğin kesilmesi ve işlenmesi yasak olan bir ağaçtan mobilya yapılmasını öngören anlaşma objektif imkansızlık sebebiyle batılken, eseri yapacak marangozun sakatlanması nedeniyle iş yerine getirilemiyorsa subjektif imkansızlık söz konusu olur. Başlangıçta mevcut olan subjektif ve sonradan oluşan subjektif ve objektif imkansızlık borçlunun kusurundan kaynaklanmışsa tazmin sorumluluğu doğar. Başlangıçtaki imkansızlığın borçlu tarafından bilinmesi halindeyse culpa in contrahendo sorumluluğu doğacağı yönünde görüşler vardır.

İfa imkansızlığı bildirilmez ve zararın artmaması için gerekli önlemler alınmazsa bundan doğan zararları borçlu karşılayacaktır.

İçtihat – Kredinin Kullanıldığı Döviz Kurunun TL Karşısında Değer Kazanması Sebebiyle Uyarlama Talebi

Davacının, davalı bankadan 12.222.000,00 JPY dövize endeksli konut kredisi kullandığı ve ilk taksitin 01.09.2008 tarihinde başladığı hususları tartışmasız olup, davacı Japon Yeni’nin TL karşısında aşırı değer kazandığını ve bu suretle işlem temelinin çöktüğünü ileri sürerek uyarlama talebinde bulunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşmeye bağlılık esas olup, sözleşmenin uyarlanması ise uyarlama koşullarının varlığı halinde başvurulması gereken istisnai bir durumdur. Her şeyden önce sözleşmenin imzalanmasından sonra beklenmeyen olağanüstü durumların gerçekleşmesi, sözleşmenin uzun süreli olması, beklenmeyen olağanüstü durumların herkes için geçerli, objektif ve önceden belirlenemeyecek nitelikte bulunması, değişen koşulların sözleşmeyi çekilemeyecek hale getirmesi bu suretle işlem temelinin çökmesi zorunludur. Dava konusu olayda davacının başlangıçta seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında kredi kullandığı, bir başka deyişle serbest iradesiyle kredi türünü belirlediği anlaşılmakta olup, davalı banka elemanlarının davacıyı yönlendirdiği iddiası ispatlanamamıştır. Öte yandan ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgudur. Davacı, bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen dövizle kredi kullanmış bulunmaktadır. Kaldı ki, eldeki dava kredi geri ödemesinin başladığı tarihten üç yıl sonra açılmış olup, bu durumda davacının sözleşmeyi benimsediğinin kabulü gerekir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayda uyarlama koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, değinilen bu yönler gözetilerek uyarlama talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

Y. 13. HD., 2016/15539 E., 2019/9970 K.

İçtihat – Şartın Gerçekleşmesiyle İfanın Mümkün Olması; Askıda Geçersizlik

Sözleşme özgürlüğünü sınırlayan sebeplerden birisi de imkansızlıktır. Sözleşme yapılması sırasında edimin ifasının imkansız olması halinde bu durumda geçerli bir sözleşme kurulduğundan bahsedilemez. Ancak sözleşme bir şarta bağlanmışsa şartın gerçekleşmesi halinde ifa imkanı ortaya çıkarsa bu durumda imkansızlıktan ve bu kapsamda sözleşmenin geçersiz olduğundan da bahsedilemeyecektir. Bu halde şart gerçekleşinceye kadar askıda geçersizlik hali vardır. Şartın gerçekleşmesi halinde de sözleşme geçerli hale gelecektir.

Somut olayda taraflar arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, sözleşmeye konu arsa üzerine inşaat yapılmasının mümkün olmadığı ancak belediyeden bir kısım yer alınması halinde inşaata uygun hale geleceği belirlenmiştir. Bu durumda belediyeden bir kısım yer alınması şartının gerçekleşmesi halinde askıda olan sözleşme ifa edilebilir hale gelecektir. Bu nedenle geçerli olarak kurulan sözleşmenin tanzim tarihi, davanın açılış tarihi, belediye hissesinin davacı tarafından alınması gerektiği hususları üzerinde durulup sonucuna göre talepler hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Y. 23. HD., 2016/5667 E., 2019/3576 K.
error: Content is protected !!
Av. Oğuzhan Yazıcı - Maltepe/İSTANBUL