Bağışın İptaliyle Bağışlananın İadesi, Mirasçıların Geri Alma Hakkı

Bağışlama sözleşmesinin ortadan kalkması çeşitli sebeplerle meydana gelebilir. Örneğin bozucu şarta bağlı bir bağışlama söz konusuysa şartın gerçekleşmesi bağışlanan şeyi geri alma hakkı verir. Benzer şekilde dönemsel edimlerin söz konusu olduğu bağışlamalarda bağışlayanın vefat etmesi de bozucu şart gibi bağışlamayı ileriye dönük olarak sona erdirir. Bağışlama sözü veren, borcunu ifa etmeden önce ödeme güçsüzlüğüne düşerse yine bağış yapma yükünden kurtulur.

Bağışlayanın veya Mirasçılarının Bağışlamadan Tek Taraflı Olarak Geri Dönmesi

Her iki tarafın da iradesinin uyuşması durumunda bağışlamadan geri dönülebileceği hususunda bir şüphe yoktur. Peki bağış yapan kişi bağış sözü verdikten sonra bu sözünden geri dönebilecek midir? Ya da bağışını çoktan yapmış olmasına rağmen verdiği menkul ya da gayrimenkulü geri alabilecek midir?

Aşağıda sayılı durumlardan birinin söz konusu olması durumunda bağışlayan veya duruma göre mirasçısı, bağışlama sözünü geri alabilir veya halihazırda devir gerçekleşmişse bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir.

  • Bağışlanan kişinin bağışlayana karşı ağır bir suç işlemesi,
  • Bağışlanan kişinin bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması,
  • Bağışlanan kişi yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.

Menkul veya gayrimenkulü devralan kişi kendi isteğiyle geri vermezse tapu iptal ve tescil davası gibi davalar açılabilir.

Aşağıdaki durumlarda da bağışlama sözü veren sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir:

  • Bağışlayanın elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa,
  • Bağışlayanın mali durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse,
  • Bağışlama sözü verdikten sonra, bağışlayanın kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa ya da ödeme güçsüzlüğüne düşmüşse.

Geri Alma Hakkını Kullanma Süresi ve Hakkın Mirasçılara Geçmesi

Yukarıda sayılan sebeplerden birisinin gerçekleşmesi halinde, bu sebeplerin gerçekleştiğinin bağışlayan tarafından öğrenildiği tarihten bir yıl içinde geri alma hakkı kullanılmalıdır.

Bağışlayanın bir yıllık süre geçmeden önce vefat etmesi halindeyse geri alma hakkı mirasçılara geçer. Mirasçılar için geri alma hakkını kullanma süresi, bağışlayanın sebebi öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Yani kanun koyucunun ifadesinden lafzen anlaşılmaktadır ki mirasçılar için yeni bir süre başlamaz. Fakat bağışlayan, geri alma nedenini vefatından önce öğrenememişse, mirasçıların bir yıllık geri alma hakkını kullanma süresi vefattan itibaren başlar. Kanunda bu yönde bir ifade bulunmakla birlikte yüklemeli bağışlamada mirasçılar için sürenin mükellefiyetin yerine getirilemeyeceğinin anlaşıldığı tarihten başlayacağı yönünde Yargıtay kararı da vardır (Aşağıda bknz: Y. 1. HD., 2012/15030 E., 2013/3779 K.). Kanun hükmü:

Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.

Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler.

Geri alma hakkını kullanma süresinin düzenlendiği kanun maddesinin hakkaniyete uygun olmadığı görüşündeyiz. Zira mirasçılar için öğrenme tarihine göre değil, murisin ölüm tarihine göre sürenin başlaması öngörülmüştür. Kanaatimizce kanunda olması gereken, geri alma sebebinin bağışlayanın sağlığında ya da vefatından sonra doğmuş olmasına bakılmadan mirasçılar için öğrenme tarihinden itibaren sürenin başlayacağının düzenlenmesidir.

Bağışlanan kişinin bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmesi veya geri alma hakkını kullanmasını engellemesi halinde ise mirasçıların geri alma hakkı için süre düzenlenmemiştir. Doktrinde savunulan bir görüş bu halde de bir yıllık sürenin uygulanacağını, bir başka görüş on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, diğer görüş ise herhangi bir sınırlamanın olmadığı görüşündedir.

Bağışlananın Geri Alınmasına İlişkin Örnek Yargı Kararları

Yüklemeli Bağışlamada Mükellefiyetin Yerine Getirilmemesi

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 4027 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakan … tarafından 17.09.1986 tarihinde kayıtsız şartsız davalı vakfa bağışlandığı, mirasbırakan ile davalı arasında noterlikçe düzenlenen 12.09.1986 tarihli taahhütnamede taşınmazın mirasbırakan tarafından hibe edildiğinin uygun bir yere yazılacağı, mescide Salih Burçoğlu isminin verileceği ve tesisisin ünite ve anfilerinden birine de mirasbırakanın adının verileceğinin kararlaştırıldığı, mirasbırakanın 12.08.1989 tarihinde ölümü üzerine geriye mirasçısı davacıların kaldığı anlaşılmaktadır…

Somut olaya gelince, bağışlamanın üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen mescid, tesis ve ünitelerin yapılmadığı, mirasbırakan ve eşinin isminin verilmediği, öte yandan belediyeden gelen cevaba göre de dava konusu taşınmazın imar planında otopark vs. alanında kaldığı anlaşılmaktadır. Böylesi bir durumda artık mükellefiyetin yerine getirilemeyeceği açıktır. Her ne kadar mahkemece akitten itibaren hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmişse de (818 sayılı Yasanın 246. maddesi) sözü edilen süre mükellefiyetin yerine getirilemeyeceğinin anlaşıldığı tarihten başlayacaktır. Bu durumda dava konusu taşınmazın imar planında taşınmaz otopark vs. olarak bırakıldığı gözetildiğinde hak düşürücü sürenin geçtiğini söyleyebilme olanağı yoktur.

Y. 1. HD., 2012/15030 E., 2013/3779 K.

Bağışlanan Taşınmazın Yüklenen Amaca Benzer Bir Amaca Tahsis Edilmesi

Somut olaya gelince: çekişme konusu taşınmazın sağlık ocağı olarak kullanılmak üzere yüklemeli olarak bağışlandığı, çekişme konusu taşınmazın bağış tarihinden itibaren 2007 yılına kadar ………Sağlık Ocağı olarak, bu tarihten sonra ise 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu uyarınca …..Nolu ………. Aile Sağlı Merkezi olarak kullanıldığı, daha sonra anılan aile sağlığı merkezinin Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca fiziki koşulları sağlamadığından başka bir adreste faaliyetini sürdürmek üzere taşındığı ve dava konusu taşınmazın aile hekimleri tarafından boşaltıldığı, öte yandan taşınmazın davalı Vakıf tarafından 07.06.2012 tarihinde “Vakıf amacına uygun olarak 112 Acil Yardım İstasyonu olarak kullanılmak üzere bila bedelle tahsisine” karar verildiği, 09.07.2012 tarihi itibariyle de ……… 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu olarak kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Taşınmazdaki aile sağlığı merkezinin başka bir adrese taşınmasının yasa ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca gerçekleştiği, ayrıca taşınmazın aynı isimle acil yardım istasyonu olarak kullanılmak üzere tahsis edildiği anlaşıldığına göre somut olayda bağıştan rücu koşulunun gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.

Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabul edilmiş olması doğru değildir.

Y. 1. HD., 2014/3623 E., 2015/12105 K.

İhtarname Yoluyla Geri Alma Hakkının Kullanılması

Somut olayda, davalı vakfa bağış yapan muris …’nun …2012 tarihinde ölümü üzerine mirasçısı eşi davacı Gönül’ ün 20.12.2012 tarihinde davalı vakfa gönderdiği ihtar ile, 143 ada 13 ve 16 parsel sayılı taşınmazların bağış amacına uygun kullanılmadığını, 1 ay içinde amaca uygun kullanılması konusunda somut adım atılmasını, belgeleri ile bilgi verilmesini, aksi halde dava açacağını bildirdiği, ihtarın davalı vakfa 26.12.2012 tarihinde tebliğ edildiği, ardından eldeki davanın 23.08.2013 tarihinde açıldığı kuşkusuzdur.

Öyleyse, yukarıda açıklandığı şekilde, Türk Borçlar Kanununun 297/3. maddesi hükmünde öngörüldüğü üzere, bağışlayanın ölümünden başlayarak 1 yıllık sürede ihtar göndermek suretiyle mirasçıların bağışlamayı geri alma hakkını kullandıkları, koşulun gerçekleşmesi bakımından davalıdan somut adım atmasını makul bir süre bekledikten sonra eldeki davayı açmaları karşısında hak düşürücü sürenin geçirildiğini söyleyebilme olanağı yoktur.

Hâl böyle olunca, mahkemece, işin esasına girilerek yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, tarafların delillerinin eksiksiz toplanması ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile ile hak düşürücü süreden davanın reddine hükmedilmesi isabetsizdir.

Y. 1. HD., 2014/10928 E., 2015/13043 K.
error: Content is protected !!