Eser Sözleşmelerinde Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2012/6728 E., 2013/4521 K.

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat.. ile davalı …. ve Güv. Hizm. San. Tic. A.Ş vekili Avukat … geldi. Davalı ihbar olunan …. ve Tic. A.Ş yetkilisi gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı ve davalı … ve Güv. Hizm. San. Tic. A.Ş avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesine dayalı hakediş, imalât bedelinden kalan alacak ile teminat kesintisi alacaklarının tahsili istemiyle açılmış, mahkemenin; davanın reddine dair kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı yüklenicinin üstlendiği yem fabrikası ve depo inşaat işini 2010 yılı birim fiyatlarından %42,12 tenzilatla taşeron olarak üstlendiğini, bu konuda 11.05.2010 günlü sözleşmenin yapıldığını, sözleşme kapsamındaki işlerle birlikte sözleşme dışı işler de yaptığını, buna rağmen 6 nolu hakedişten 87.894,49 TL alacağının ödenmediğini belirterek, bu kalem alacağından şimdilik 80.000,00 TL’nin; sözleşmenin 26.3 maddesi uyarınca emanette bulunan 115.515,14 TL’den şimdilik 80.000,00 TL’nin ve geçici kabul tutanağına göre nefaset kesintisi yapıldıktan sonra bakiye kalan 227.463,45 TL alacağından şimdilik 150.000,00 TL’nin 14.03.2011 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, ayrıca; açmış olduğu davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece, davacının alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğu, bu nedenle kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK’nın 107/1. maddesinde; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir hükmüne yer verilmiştir. Davacının dava dilekçesinde açıkladığı olaylar ve istemleri dikkate alındığında; davacının dava tarihi itibarıyla alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacı vekilinin dava dilekçesinde alacağının belirsiz alacak davası olarak belirtmesine karşın mahkemece belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmemiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sorun, davacının alacağını tam ve kesin olarak .belirleyebilecek bir durumda olması halinde alacağının tahsili için kısmi dava açmasının mümkün olup olmadığında toplanmaktadır.
Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir. Diğer bir ifadeyle, bir alacak hakkında daha fazla miktar için tam dava açma imkanı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin eser sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kısmının dava edilmesi gerekir (Yargıtay HGK 17.10.2012 gün, 2012/9-838 Esas 715 Karar sayılı ilamı, Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası,s.286; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s.320).
Kısmi dava, 6100 Sayılı HMK’nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1.fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2.fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, kısmi dava açılabilmesi için;
a-Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması,
b-Talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerekir.
Şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. Diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmı dava edilemez. Bu gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebi, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesidir. Davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılması söz konusudur (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.Bası,s.319-320).
Talep konusu açıkça taraflar arasında tartışmalıysa ya da açıkça belirli değilse açılan bir kısmi davada davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Açılmış olan bir kısmi davada alacağın taraflar arasında tartışmalı olup olmadığı ya da açıkça belirli olup olmadığı davalının davaya vereceği cevapla anlaşılabilir. Nihayet hakim, ön inceleme aşamasında bu hususu tespit edebilir. Şayet, davalı davaya cevabında alacağı tartışmalı hale getirmişse artık, açılmış olan kısmi davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip işin esası hakkında hüküm kurulması gerekir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.bası,s.320-321). Somut olayda da; davalı iş sahibi şirket vekili cevap dilekçesinde, 28.02.2011 günlü kesin hakedişin onaylanmadığını ve bu hakedişte yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, inşaat, mekanik tesisat ve elektrik imalatıyla ilgili poz ve metrajların hatalı olduğunu, nakliye ile ilgili metrajın hatalı olduğunu, işin süresinde tamamlanmadığını, davacıya borçları olmadığı gibi alacaklarının olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı tarafın davaya cevap dilekçesinden de anlaşılmaktadır ki; davacı alacağı taraflar arasında tartışmalı hale gelmiştir. Böyle bir durumda ve yukarda yapılan açıklamalar ışığında, davacı taşeronun kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığından söz edilemez. Bu sebeple, mahkemece 6100 Sayılı HMK’nın 109/1. maddesi gereği davaya bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle usulden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan gerekçelerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 990,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 10.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/439 E., 2016/207 K.

MAHKEMESİ :##########Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ………Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.06.2016 gün ve 2011/680 E., 2012/303 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay …. Hukuk Dairesinin 10.07.2013 gün ve 2012/6728 E., 2013/4521 K. sayılı ilamı ile;
(…Dava, eser sözleşmesine dayalı hakediş, imalât bedelinden kalan alacak ile teminat kesintisi alacaklarının tahsili istemiyle açılmış, mahkemenin; davanın reddine dair kararı ….tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı yüklenicinin üstlendiği yem fabrikası ve depo inşaat işini 2010 yılı birim fiyatlarından %42,12 tenzilatla taşeron olarak üstlendiğini, bu konuda 11.05.2010 günlü sözleşmenin yapıldığını, sözleşme kapsamındaki işlerle birlikte sözleşme dışı işler de yaptığını, buna rağmen 6 nolu hakedişten 87.894,49 TL alacağının ödenmediğini belirterek, bu kalem alacağından şimdilik 80.000,00 TL’nin; sözleşmenin 26.3 maddesi uyarınca emanette bulunan 115.515,14 TL’den şimdilik 80.000,00 TL’nin ve geçici kabul tutanağına göre nefaset kesintisi yapıldıktan sonra bakiye kalan 227.463,45 TL alacağından şimdilik 150.000,00 TL’nin 14.03.2011 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, ayrıca; açmış olduğu davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece, davacının alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğu, bu nedenle kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK’nın 107/1. maddesinde; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir hükmüne yer verilmiştir. Davacının dava dilekçesinde açıkladığı olaylar ve istemleri dikkate alındığında; davacının dava tarihi itibarıyla alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacı vekilinin dava dilekçesinde alacağının belirsiz alacak davası olarak belirtmesine karşın mahkemece belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmemiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sorun, davacının alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilecek bir durumda olması halinde alacağının tahsili için kısmi dava açmasının mümkün olup olmadığında toplanmaktadır.
Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir. Diğer bir ifadeyle, bir alacak hakkında daha fazla miktar için tam dava açma imkanı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin eser sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kısmının dava edilmesi gerekir (Yargıtay HGK 17.10.2012 gün, 2012/9-838 Esas 715 Karar sayılı ilamı, Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası,s.286; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s.320).
Kısmi dava, 6100 Sayılı HMK’nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1.fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2.fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, kısmi dava açılabilmesi için;
a-Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması,
b-Talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerekir.
Şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. Diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmı dava edilemez. Bu gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebi, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesidir. Davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılması söz konusudur (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.Bası,s.319-320).
Talep konusu açıkça taraflar arasında tartışmalıysa ya da açıkça belirli değilse açılan bir kısmi davada davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Açılmış olan bir kısmi davada alacağın taraflar arasında tartışmalı olup olmadığı ya da açıkça belirli olup olmadığı davalının davaya vereceği cevapla anlaşılabilir. Nihayet hakim, ön inceleme aşamasında bu hususu tespit edebilir. Şayet, davalı davaya cevabında alacağı tartışmalı hale getirmişse artık, açılmış olan kısmi davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip işin esası hakkında hüküm kurulması gerekir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.bası,s.320-321). Somut olayda da; davalı iş sahibi şirket vekili cevap dilekçesinde, 28.02.2011 günlü kesin hakedişin onaylanmadığını ve bu hakedişte yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, inşaat, mekanik tesisat ve elektrik imalatıyla ilgili poz ve metrajların hatalı olduğunu, nakliye ile ilgili metrajın hatalı olduğunu, işin süresinde tamamlanmadığını, davacıya borçları olmadığı gibi alacaklarının olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı tarafın davaya cevap dilekçesinden de anlaşılmaktadır ki; davacı alacağı taraflar arasında tartışmalı hale gelmiştir. Böyle bir durumda ve yukarda yapılan açıklamalar ışığında, davacı taşeronun kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığından söz edilemez. Bu sebeple, mahkemece 6100 Sayılı HMK’nın 109/1. maddesi gereği davaya bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle usulden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, HMK’nun 107/1.maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği, davacının dava dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere alacaklarını belirlemiş olduğu, buna rağmen belirsiz alacak davası açtığı, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddini karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm; Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece davacı tarafça açılmış bir kısmi dava olmadığı, dava dilekçesi ile davanın belirsiz alacak davası olduğunun açıkça beyan edildiği, mahkemece, davacının talebi dikkate alınarak dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, ön inceleme aşamasında, davanın belirsiz alacak davası olarak görülüp görülemeyeceği yönünden bir inceleme yapıldığı, yapılan inceleme sonucu belirsiz alacak davası açma koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği, açılmış bir kısmi dava bulunmadığı dikkate alınarak, kısmi dava yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, açılmış bir belirsiz alacak davasında, belirsiz alacak davasının koşullarının bulunmadığının tespitinden sonra, bu davaya kısmi dava olarak devam edilemeyeceği gerekçesi ile ilk kararda direnilmiştir.
Direnme hükmünü temyize davacı vekili getirmiştir.    
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle belirsiz alacak davası ile kısmi davadan bahsetmekte yarar bulunmaktadır:
Belirsiz alacak davası hukukumuza ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK) ile girmiştir. Bu Kanunun 107. maddesi; ” (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”
şeklindedir.
Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur.
Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak belirlemesi gerçekten mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Belirsiz alacak davası veya tespit davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumundadır.
Belirsiz alacak davası açılabilen durumlarda, miktar ya da değerin tespit edildiği anda, alacaklı iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabilir (HMK m. 107/2). Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Oysa baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilmesi mümkündür. Davacı, sınırlama ve yasağa tâbi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Belirsiz alacak davası, sadece para alacakları için söz konusu olur. Konusu para olmayan eda davaları için belirsiz alacak davası açılamaz.
Aslında maddî hukukta belirsiz alacak davası açılabilmesinin dayanakları mevcuttur. Örneğin, Borçlar Kanunu’nun 42. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Zararın miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, halin mutat cereyanına ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.” Bu düzenleme ile davacının dava açarken alacağını tam olarak dava dilekçesinde göstermesinin mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Bu örnek dışında maddî hukukta belirsiz alacak davası açılabilmesini mümkün kılan düzenlemeler yer almaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu m. 58, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 141, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Karamame m. 67, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 53, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 66 belirsiz alacak davası açılabileceğine ilişkin örneklerdir. Görüldüğü gibi, hukukumuzda da belirsiz alacak davası açılabilmesinin maddî hukukta dayanakları bulunmaktadır.
Belirsiz alacak davası öncelikle maddî hukuka hizmet etmektedir. Zira alacaklının alacağını dava açarken belirleyemediği hallerde belirsiz alacak davası açmasına izin verilmezse, bu öncelikle maddî hukuka aykırı olacak ve zarar görenin zararını karşılayamamasına neden olacaktır. Belirsiz alacak davası usûl hukuku bakımından öncelikle davacının yargılama giderlerine ilişkin riskini azaltmayı amaçlamaktadır. Davacı belirsiz alacak davası sayesinde yanlış olarak eksik ya da fazla miktarda talep sonucunu belirleme zorunluluğundan da kurtarılmaktadır.
Kısmi davaya gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi kısmî davayı düzenlemektedir. Maddenin dava tarihinde yürürlükte bulunan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 01.04.2015 tarih 6644 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile iptal edilmeden önceki hali:
“(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.
(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” şeklindedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kısmî dava kurumunun ne zaman işlerlik kazanabileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme çerçevesinde, talep konusu niteliği itibarıyla bölünebiliyor ise onun sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi mümkün olacaktır. Alacağın tamamı aynı hukukî ilişkiden doğup, şimdilik sadece bir kesimi dava ediliyorsa kısmî davadan söz etmek gerekecektir. Bu dava çeşidine müracaat edebilmek için, talebin konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olması gerekir.
Anılan maddenin dava tarihinde yürürlükte bulunan ancak 01.04.2015 tarih 6644 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılan ikinci fıkrasında talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olması durumunda kısmî davanın açılamayacağı hüküm altına alınmıştı. Bununla kısmî dava kurumunun amaç dışı kullanılmasının önüne geçilmek istenmiş, yani sözü edilen hâlde davacının kısmî dava açmakta hukukî yararının bulunmadığı kabul edilmişti.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasına ilişkin bir kayda yer verilmemiş olmasının, dava dışı tutulan kesim bakımından feragat edilmesi anlamına gelmeyeceği hususu açıkça hüküm altına alınmış, bu konudaki suskunluğun ileride ek dava açma imkânını ortadan kaldırmayacağına işaret edilmiştir. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmişse, bu durumda feragat nedeniyle alacak da zaten sona ermiş olacağından ek dava yoluyla ileri sürülmesi mümkün bir alacaktan söz edilemeyecektir.
Davacının aynı hukukî ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmî dava denir. Kısmî dava niteliği itibariyle bölünebilir talepler için söz konusudur. Bölünebilir taleplerde, bu talebin bir bölümü dava edilip diğer kısmı dava dışında bırakılmaktadır.
Davacının aynı davalıdan farklı hukukî ilişkilere dayanarak birden fazla talebi varsa, bunlardan sadece birini veya birkaçını talep ederek açtığı dava kısmî dava değildir. Çünkü, davacı farklı ilişkilerden kaynaklanan alacaklarını tam olarak istemektedir.
Bir kimsenin kısmî bir dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacının davasını açıkça kısmî dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Özellikle davacının “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” veya “şimdilik alacağın belirli bir miktarını dava ettiğini” belirterek açtığı davalar kısmî dava niteliğindedir.
Kısmî dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dâhil edilmesi mümkündür.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile alacak miktarı belirsiz olduğu durumlarda davacıya dilerse belirsiz alacak davası, dilerse de kısmi dava açabilme imkânı getirilmiştir. Belirsiz alacak davası ile kısmi dava konusu, amacı ve sonuçları bakımından birbirinden tamamen farklı iki dava türüdür. Her iki davanın mahkemeden istenen hukuki korumaya göre eda davası olması ve ortak bazı özelliklerinin bulunması bu sonucu değiştirmemektedir. Belirsiz alacak davası açan davacı, kısmi davanın sonuçlarından yaralanamayacağı gibi kısmi dava açan davacı da belirsiz alacak davasının sonuçlarından yararlanamaz. Hâkim de kısmi dava olarak açılmış bir davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendiremeyeceği gibi, belirsiz alacak davası olarak açılan davayada kısmi dava olarak devam edemez
Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında eldeki davada, iddianın ileri sürülüş biçimi açısından somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında yem fabrikası ve depo inşaatı işine dair 11.05.2010 tarihli sözleşme imzalandığını, 01.06.2010 tarihinde yer teslimi yapılarak işe başlandığını, imalatların tamamının müvekkili tarafından sözleşme, sözleşme ekleri ve işveren davalının talimatları doğrultusunda fen ve sanat kaidelerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, ancak işin bedelinin ödenmediğini, müvekkiline ait alacak miktarının taraflar arasında tartışmasız olmadığı, açıkça belirlenebilir nitelikte de bulunmadığı ve dava değerinin tespiti bir uzman görüşünü gerektirdiğinden taraflar arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlık konusu bütün alacak için zaman aşımını kesmek ve ileride tespit edilecek bütün alacağa temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesini temin etmek amacıyla belirsiz alacak davası niteliğinde iş bu davanın açıldığını belirterek, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydı ile taraflar arasında imzalanan 11.05.2010 tarihli sözleşmeye göre 6 numaralı hak edişten kalan ve halen ödenmeyen 87.894,49.-TL nin şimdilik 80.000,00.-TL si, gerekli tüm koşullar müvekkili tarafından yerine getirildiğinden sözleşmenin 26.3.maddesine göre emanette bulunan 115.515,14.-TL den şimdilik 80.000,00.-TL, nefaset kesintisi düşüldükten sonra geçici kabul tutanağına göre kalan 227.463,45.-TL den 150.000,00.-TL olmak üzere toplam 310.000,00.-TL nin geçici kabul tarihi olan 11.02.2011 tarihini izleyen 30. günü takip eden 14.03.2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise müvekkilinin 05.05.2010 tarihli sözleşme ile dava dışı ………..AŞ’ne ait yem fabrikası yapım işini üstlendiğini, müvekkilinin üstlendiği işi taşeron firmaya yaptırmak için yapılan ihale sonucunda davacının 11.05.2010 tarihli sözleşme ile işi yapmayı üstlendiğini, geçici kabul komisyonunca 11.02.2011 tarihinde yapılan işin geçici kabulünün yapıldığını, davacı tarafça davaya dayanak gösterilen ve ancak müvekkili şirketçe onaylanmayan 28.02.2011 tarihli kesin hak edişte yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığı gibi davacı şirketten alacaklı durumda bulunduğunu, kesin hesap neticesinde müvekkili şirketin davacı şirketten alacaklı kaldığından 6 nolu hakediş bakiyesi ile emanette bulunan meblağın davacı şirketin borcuna mahsup edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin, dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açtığını belirtmesine karşın, sonuç kısmında “fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla” dedikten sonra alacağın 310.000,00 TL lik kısmının tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu haliyle davacı tarafından kısmi dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Az yukarda belirtildiği üzere belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesi mümkün değil ise de somut olayda; davacının kısmi dava açtığı ve dava konusu miktar taraflar arasında tartışmalı olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunduğu anlaşıldığından, yerel mahkemece işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, davacı vekilinin dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirttiği, bu durumda dava dilekçesinin kısmi dava olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Yine bir kısım üyelerce; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, ancak dava dilekçesinin talep sonucu incelendiğinde davanın kısmi dava olduğu, dava konusu alacak miktarı belli olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, dolayısıyla sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş de kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Bir kısım üyelerce de; belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesinin mümkün olmadığı, dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davasının açıldığının belirtildiği, somut olayda belirsiz alacak davası şartlarının oluşmadığının anlaşıldığı, ancak davaya tam eda davası olarak devam edilmesinin mümkün olduğu, davacıya harcı tamamlayarak tam eda davası olarak davaya devam edip etmeyeceği sorularak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş de kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.
Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 02.03.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/30107 E., 2016/2910 K.


MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalı şirket tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince Antalya ili Konyaaltı ilçesi Arapsuyu mahallesi, 20153 ada 3 parsele inşa edilen C-Blok 1. kat (4) numaralı bağımsız bölümü davalı şirketten satın aldığını, satış bedelini ödediğini, diğer davalı …’in şirket borçlarına kefil olduğunu, ancak davalı şirketin taahhüdünü tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini, daire içinde ve ortak alanlarda eksik ve ayıplar bulunduğunu, dairenin m2 sinin eksik olduğunu ileri sürerek ayıp ve eksik işler bedelinin mahkemece tespiti ile temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş; 02.08.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile daire içindeki ayıp ve eksik iş bedeli olarak 38.250,00-TL’nin, eksik m2 nedeni ile 50.000,00-TL değer kaybının tahsilini istemiştir.
Davalılar,davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, diredeki eksik metrekareden dolayı 41.250,00-TL, bağımsız bölümün içindeki eksik işler nedeniyle 38.250,00-TL olmak üzere toplam 79.500,00-TL’nin temerrüdün oluştuğu ıslah tarihi olan 02/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Mahkemece, dava dilekçesi ve ihtarnamede miktar belli olmadığından, davalının temerrüdünün ıslah tarihi olan 02/08/2013 tarihi itibariyle oluştuğu kabul edilmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesine göre,” 1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” Somut olayda dava, belirsiz alacak davası olarak açıldığına göre, ıslah dilekçesinin davacının alacak miktarının tam ve kesin olarak belirtilmesi için verildiğinin ve bunun doğal sonucu olarak, temerrüdün (daha önce gerçekleştiği ispat edilemediğinden) dava tarihi itibariyle oluştuğunun kabulü gerekir. Mahkemece, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması usulün 438/7 maddesi gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle gerekçeli kararın hüküm fıkrasının ikinci bendinde yer alan “ıslah tarihi olan 02/08/2013 tarihinden” söz ve rakamlarının hükümden çıkartılarak yerine “ dava tarihinden” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 4.072,50 TL. kalan harcın temyiz eden davalılardan alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2018/5538 E., 2019/12825 K


MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmasız, davalılar …. ve …. ve Tic. Ltd. Şti avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davalılar …. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri vekili avukat … ile temyiz eden davacılar vekili avukat …’ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, davalılardan ….San ve Tic. Ltd. Şti.’nin “…Apartmanı”nı davalı …. Şti. ünvanlı yapı denetim firması gözetim ve denetiminde inşa ettiğini, diğer davalı …’ın ise davalı … firmasının sahibi olduğunu, yaklaşık olarak 1,5 yıl öncesinde anılan binada bulunan dairelerine yerleştiklerini, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin teknik şartname kısmında son kat üzerine kiremit örtülü ahşap oturtma çatı yapılacaktır hükmünün yer aldığını, davalı müteahhit firmanın inşaat maliyetini azaltmak için bu hükme aykırı hareket ederek binanın çatısını yapmadığını, davalı müteahhit firmanın şikayetler üzerine 2013 yılı kış aylarında ve en son Kasım ayı içerisinde çatıda tadilat yaptığını, az yağış olan bir dönem olmasına rağmen çatıdaki tadilatın yeterli gelmediğini, halihazırda son katta yer alan dairelerin yağmurda zarar görmeye devam ettiğini, teknik şartnamenin 8. maddesinde binanın dış sıvasının takviyeli harçla sıvanacağı, boyasının silikonlu dış cephe boyası olacağının kararlaştırıldığını, sıva hazırlanırken çimento maliyetini düşürmek maksadı ile olması gerekenden fazla kireç kullanıldığını düşündüklerini, bunun sonucunda da … sularının etkisi ile eriyen kireçin sıvada çatlaklar oluşmasına neden olduğunu, diğer yandan dış cephede kullanılan boyanın da kararlaştırılan nitelikte olmadığı için 1,5 yıl gibi kısa bir sürede boyada bozulmalar, dökülmeler meydana geldiğini, ortak kullanım alanlarındaki ve bazı bağımsız bölümlerdeki ayıpların giderilmesi için yapılması gereken tamirat bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili için bu davanın açılması gerektiğini beyan ederek; …apartmanının kat karşılığı inşaat sözleşmesi hükümleri gereğince standartlara uygun mahiyette kiremit örtülü ahşap çatısı inşası için gerekli bedele karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminatın, … apartmanın çatısının sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılmaması, çatı yerine uygulanan imalatın iklim şartları karşısında binayı koruyamaması nedeni gerek ortak kullanım alanlarında gerekse bazı davacılara ait bağımsız bölümlerde meydana gelen zarardan ötürü giderim bedeli konusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın, binanın dış cephesinde meydana gelen ayıpların onarılması için gereken harcamaya karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı firmadan tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişler, davacılar vekili 20/05/2015 tarihli ıslah dilekçesiyle taleplerini 29.800,00 TL ıslah ederek 32.800,00 TL’nin dava tarihi olan 13/02/2014 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu, … adına açılan davanın husumet nedeniyle reddine, …Apartman yönetimi adına açılan davanın husumet nedeniyle reddine, kat malikleri tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile; davacı … için; toplam 2.832,48-TL’nin 259,06-TL’sinin dava tarihinden, 2.573,42-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacı … için; toplam 2.832,48-TL’nin 259,06-TL’sinin dava tarihinden, 2.573,42-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.885,35-TL’nin 263,90-TL’sinin dava tarihinden, 2.621,45-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.865,11-TL’nin 262,05-TL’sinin dava tarihinden, 2.603,06-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.926,97-TL’nin 267,71-TL’sinin dava tarihinden, 2.659,26-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.266,94-TL’nin 207,34-TL’sinin dava tarihinden, 2.059,60-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.926,97-TL’nin 267,71-TL’sinin dava tarihinden, 2.659,26-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 3.046,21-TL’nin 278,61-TL’sinin dava tarihinden, 2.767,60-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.885,35-TL’nin 263,90-TL’sinin dava tarihinden, 2.621,45-TL’sinin ıslah tarihi olan 20/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar …Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve … Yapı Denetim Limited Şirketi’nden alınarak davacı kat maliklerine verilmesine, karar verilmiş ve hüküm, davalılar …. San. Ve Tic. Ltd. Şti., … Yapı Denetim Ltd.Şti. tarafından ve katılma yolu ile de davacılar (…Apartmanı Yönetimi hariç kat malikleri) tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar …. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ve … Yapı Denetim Ltd.Şti.’nin tüm, davacıların ise aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklanan onarım bedelinin tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK’nın 107/1.maddesi gereği davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Bu açıklamalar ışığında eldeki davanın HMK’nın 107.maddesi tanımında yer alan belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, dava belirsiz alacak davası olduğuna göre bu davanın açılması ile doğacak olan maddi ve şekli hukuk sonuçlarının bu dava için de geçerli olması gerekeceğinden, mahkemece talep artırım dilekçesi verilerek artırılan miktarlar dahil alacakların tümüne dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Mahkemece talep artırım dilekçesi ile arıtırılan kısım için dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edildiği halde, ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; hükmün, HUMK’nun 438/7 maddesi gereğince düzeltilerek onanması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle, davalılar …. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ve … Yapı Denetim Ltd.Şti.’nin tüm, kararı temyiz eden davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazının kabulü ile hükmün 3.fıkrasının hükümden çıkartılarak yerine ”kat malikleri tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile; davacı … için; toplam 2.832,48-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.832,48-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.885,35-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.865,11-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.926,97-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.266,94-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.926,97-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 3.046,21-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davacı … için; toplam 2.885,35-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar …Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve … Yapı Denetim Limited Şirketi’nden alınarak davacı kat maliklerine verilmesine,” söz ve rakamlarının yazılmasına ve mahkeme kararının bu şekilde düzelterek ONANMASINA, 2.037,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılar …. ve …. ve Tic. Ltd. Şti.’den alınarak davacılara ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 1.304,78 TL. kalan harcın temyiz eden davalılardan alınmasına, her bir davacı yönünden kabul edilen miktarlar gözönüne alınarak, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2020/1019 E., 2021/241 K.

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi


Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacılar vekili, davacılardan … ve davalılardan … arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, diğer müvekkillerinin ise, davalıdan bağımsız bölüm satın alan kişiler olduğunu, inşa edilen binada bir çok eksik ve ayıplı imalât bulunduğunu, dava tarihi itibariyle müvekkillerinin uğradığı zararın değerini tam ve kesin olarak bilemediklerinden HMK’nın 107/1. maddesi gereğince davalarını belirsiz alacak davası olarak açtıklarını ileri sürerek, her bir davacı için belirlenecek tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktar ve değerinin tam olarak belirlenebilecek durumda olduğu ve davacıların belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın HMK’nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Anılan kararın, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 23. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2017 tarih, 2016/7899 Esas, 2017/518 Karar sayılı ilamı ile; davanın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı eksik ve ayıplı imalât bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, davanın başında davacılar tarafından eksik ve ayıplı imalâtın değerinin belirlenebilmesinin mümkün olmadığı, bu talebin, konusunda uzman teknik bilirkişiler tarafından rayiç bedeller üzerinden belirlenip, tespit edilmesi gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacıların hukuki yararı olduğu gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemece 14.09.2017 tarihli celsede bozma ilamına uyulmasına kararı verilmiş ve bozma doğrultusunda davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2018/3950 E. VE 2018/4853K. Sayılı ilamıyla; … 2. Noterliğinin 04.05.2007 tarih ve 04722 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandığı ve davalı …’ın bu sözleşmede taraf olmadığı, aynı şekilde davacı … dışındaki davacılarında bu sözleşmenin tarafı olmadığı nedenleriyle; davanın, davalı … yönünden pasif husumet yokluğu, davacılar …, … ve … yönünden ise aktif husumet yokluğu nedeniyle red kararı verilmesi gerektiği, davacılardan … tarafından dava açılıp, karar başlığında bu davacının ismi yazılarak hüküm kısmında davanın tarafı olmayan … yararına hüküm kurulmasının mümkün olmadığı,diğer taraftan alınan bilirkişi raporunda her bağımsız bölümün eksik ve ayıplı işleri yönünden doğan alacağın hesaplanması ve ortak alanlarda ise eksik ve ayıptan doğan alacakların arsa payına göre belirlenmesi gerekir iken ortak alanlardaki eksik ve ayıptan doğan alacakların böyle bir indirime tabi tutulmaksızın karar altına alınmasının da doğru olmadığı gerekçeleriyle, karar tekrar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacı … tarafından davalı …’a açılan davanın kısmen kabulü ile; davacı adına kayıtlı 4 nolu daire için hesaplanan tazminat bedeli olan 3.034,48 TL ‘nin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’dan alınarak davacı …’e verilmesine, davacılar …, … ve … tarafından, davalılar … ve …’a açılan davanın, davacılar …, … ve …’ın aktif husumetinin bulunmaması nedeniyle usulden reddine, davacı … tarafından davalı …’a açılan davanın, davalı …’ın pasif husumetinin bulunmaması nedeniyle usulden reddine, her bir davacının, davalılara 2.725,00 TL vekalet ücreti ödemesine karar verilmiştir.Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-27.06.1956 T. 1954/2 Es. 1956/14 Karar sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı’nda, birden fazla gerçek ve tüzel kişi aleyhine açılan bir davanın reddi halinde, davalılar için tayin ve taktir olunacak vekalet ücretinin ne olacağı hususu irdelenerek, sonuçta davacıya karşı dayanışmalı sorumlu bulunan birden çok gerçek ve tüzel kişilere karşı açılan bir davanın, davalılar için ortak bir nedenden ötürü reddi durumunda, davalılar vekillerinin müşterek mesailerinin aynı neticeyi verdiği göz önünde tutularak, dava konusunun kıymet veya tutarı üzerinden bir vekalet ücretinin belirlenmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Öte yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3/2. maddesinde, müteselsil sorumlulukta dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar lehine ise, her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin amacına ve İçtihadı Birleştirme Kararına hakim olan ilke birlikte gözetildiğinde, birden fazla davacının birlikte dava açması ve tek vekille temsil edilmeleri halinde, davanın reddi sebebi ortak ise, davacılar aleyhine de tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekecektir.
Somut olayda, mahkemece, her bir davacı aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir. Davacılar …, … ve … yönünden aktif husumet yokluğundan davanın reddi kararı verilmiş olup, bu üç davalı yönünden davanın reddi sebebi ortak olduğundan adı geçen üç davacı aleyhine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceğinden kararın bu nedenle bozulması gerekir ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün vekalet ücretine ilişkin bölümün resen düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 11. no.lu bendinin ‘Davacılar …, … ve … tarafından, davalılar
… ve …’a açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi nedeniyle,
A)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’den alınarak, davalı …’a verilmesine,
B)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’den alınarak, davalı …’a verilmesine,
C)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’den alınarak, davalı …’a verilmesine,
D)B)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’den alınarak, davalı …’a verilmesine,
E) Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’tan alınarak, davalı …’a verilmesine,
B)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacı …’tan alınarak, davalı …’a verilmesine,’ kısmının çıkartılarak yerine
‘A)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacılar …, … ve …’tan müştereken ve müteselsilen alınarak, davalı …’a verilmesine,
B)Davalı … kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacılar …, … ve …’tan müştereken ve müteselsilen alınarak, davalı …’a verilmesine,’ ibaresinin yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2018/5122 E., 2019/1282 K.

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalılar vekilleri Avukat … ve Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi nedeniyle imalât bedelinin tahsili ve kâr kaybı istemlerine ilişkin olup, mahkeme tarafından yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne dair verilen karar, davalılar vekili tarafından temyiz olunmuştur. Davacı yüklenici, davalılar ise arsa sahibidir.
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı yüklenicinin, … 3. Noterliği 04.04.2001 tarih ve 9239 yevmiye numaralı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca davalı arsa sahiplerine ait … ili, … ilçesi, … köyü, 4268 ve 4269 parseller üzerine sözleşmede belirtilen koşullarda inşaat yapmayı üstlendiği, inşaatın yapılması konusunda dava dışı… İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti ile anlaşma yapıldığı, taşeron şirket tarafından inşaatın kısmen yapıldığı ve yapılan işlerin bedelinin tahsili için davacı yüklenici aleyhine … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/373 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda mahkemece 477.662,00 TL’nin davacı yükleniciden tahsili ile taşeron… İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti’ye verilmesine karar verildiği, bu kararın kanun yollarından
geçmeyerek kesinleştiği, davalı arsa sahiplerinin akdî ilişki devam ederken dava dışı … İnş…Ltd. Şti. ile … 3. Noterliği 19.10.2007 tarih ve … yevmiye numaralı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandıkları, böylelikle davacı yüklenici ile aralarındaki sözleşmenin fiilen fesholunduğu, yapılan imalât karşılığında dava dışı taşeron… İnş…Ltd. Şti’ye 477.661,92 TL ödenmek zorunda kalınacağından bahisle şimdilik 1.000,00 TL imalât bedeli ile 1.000,00 TL kâr kaybının tahsilinin talep edildiği; davalı arsa sahiplerinin, rücuan tazminat davası açılabilmesi için ödeme yapılmak zorunda olunduğu, davacı tarafından dava dışı taşeron şirkete ödeme yapılmadan bu davanın açılamayacağı, tarafların karşılıklı anlaşması ile sözleşmenin feshedildiği belirterek davanın reddini savundukları; mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda dava dışı taşeron… İnş…Ltd. Şti ile davacı arasındaki sözleşmenin feshinde davalıların etkisinin olmadığı, rücuan tazminat davasının söz konusu olabilmesi için öncelikle ilgilisine ödeme yapılmasının gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verildiği, davacı tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2014/6616 Esas – 2015/638 Karar ve 05.02.2015 günlü kararı ile taraflar arasındaki akdî ilişkinin sona ermesi nedeniyle tarafların kusurlu olup olmadıklarına bakılmaksızın birbirlerinin malvarlıklarına kazandırdıkları değerlerin geri istenmesinin mümkün olduğu, davacının akdi ilişkinin son bulduğu tarihteki serbest piyasa rayiçlerine göre hesaplanacak imalât bedelini talep edebileceği, uzman bilirkişi aracılığıyla bu bedelin hesaplattırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma kararı sonrasında inşaat mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davacı yüklenicinin yaptığı imalât bedelinin 381.216,00 TL olarak belirlendiği, rapor doğrultusunda davacının 28.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile imalât bedeli alacağını 380.216,00 TL artırarak 381.216,00 TL’nin tahsilini talep ettiği, mahkeme tarafından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, yapılacak yargılama sonucunda alınacak bilirkişi raporu ile alacağın belirlenebilir duruma geldiği, ilk kararın bilirkişi incelemesi yapılmadan eksik inceleme ile verildiği, bozma kararından sonra alınan bilirkişi raporu ile davacının davasının belirli hale geldiği ve bu nedenle bozmadan sonra ıslah yapılabileceği gerekçesiyle ıslah da gözetilerek davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinde “Alacaklının davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Buna göre miktarı belli olan ya da belirlenebilmesi için gereken verilerin mevcut olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılamaz. Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL imalât bedeli alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında bilirkişi raporu doğrultusunda 28.12.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini artırmış, davalılar 12.02.2018 tarihli dilekçeleri ile bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı nedeniyle ıslaha karşı çıkmış, davacı 05.03.2018 tarihli dilekçesiyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, alacağın miktarının bilirkişi raporu ile belirlendiğini açıklamıştır. Dairemizin 10.07.2013 gün 2012/6728 Esas – 2013/4521 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.03.2016 gün 2014/15-430 Esas 2016/207 Karar sayılı ilamında açıklandığı gibi davanın belirsiz alacak davası olarak görülüp yürütülmesi mümkün değildir. Bu haliyle davacının açtığı davanın kısmi dava olarak nitelendirilmesi gerektiği gibi, davacı 26.12.2017 tarihli dilekçesini de ıslah dilekçesi olarak vermiştir. 06.05.2016 tarih, 2015/1 Esas – 2015/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre halen yürürlükte olan bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih, 1944/10 Esas – 1948/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; bir yargılama işlemi olan ıslah, soruşturma ve yargılama bitinceye kadar yapılması mümkün olup, karar temyiz incelemesi sonucunda bozulduktan sonra artık ıslah yapılamayacaktır. Buna rağmen ıslah dilekçesi verilmiş olması dava değerini artıran geçerli bir işlem sayılamayacağından bu ıslahın yapılmamış sayılarak karar verilmesi, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden de hesaplamanın dava değerinin artırılmamış gibi yapılması gerekirken mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan yanlış değerlendirme sonucu verilen karar doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 21.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Scroll to Top
Av. Oğuzhan Yazıcı | İstanbul
İletişime Geç
1
İletişime Geç
Merhaba 👋
Ücretli danışmanlık ve vekillik hizmeti almak için aşağıdaki butona basabilirsiniz.