Evliliğin İptali Davası ve İptale Bağlı Nafaka ve Mal Paylaşımı

Evliliği sona erdiren olaylar boşanma ve ölümden ibaret değildir. Kimi zaman evlilik geçersiz bir şekilde kurulmuş olabilir. Bu durumda evliliği sona erdirebilmek için boşanma davalarında olduğu gibi evlilik içindeki çekişmeleri, evliliğin temelden sarsıldığını vs. ispat etmeye gerek yoktur. Fakat kanun koyucu iptal nedenlerini sınırlı olarak saydığından, bu nedenlerin somut olayda meydana geldiğinin kanıtlanması gerekecektir.

İptali Gereken Evlilikler

Kanun koyucu batıl olan evlilikleri mutlak butlan ve nisbi butlan başlıkları altında düzenlemiştir. Bu yazımızın konusu esas olarak nisbi butlanla sakat olan evlilikler olmakla birlikte, mutlan butlanla sakat evliliklere ilişkin de kısa bir açıklama yapmamız yerinde olacaktır. Fakat şimdiden belirtelim ki hem mutlak hem de nisbi hükümsüzlük hallerinde mahkeme kararı gerekir.

Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan) Sebebiyle Batıl Evlilikler

Mutlak butlanla sakat evliliklerde özellik arzeden husus, bu sebebe dayanarak herkesin evliliğin iptalini isteyebilmesidir. Öyle ki kamu düzenine aykırı bir durum olarak görülmesi nedeniyle cumhuriyet savcısı bu davayı açabilmektedir. Mutlak butlan sebepleri şöyle sıralanmaktadır:

  • Zaten evli olma: Önceki evlilik sona ermeden yeniden evlenilmesi halinde hangi evliliğin batıl olacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Uygulamada ve öğretide isabetli olarak ilk evliliğin geçerli olmaya devam ettiği ve ikinci evliliğin sakat olduğu ifade edilmektedir. Fakat ikinci evlilik iptal edilmeden önce ilk evlilik bir şekilde sona ererse ve de ikinci evlilikteki öteki eş iyi niyetliyse evlilik geçerlilik kazanır.
  • Temyiz kudretini haiz olmama: Evlenen taraflardan birisi evlenme sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksunsa o evlilik batıldır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sürekli ayırt etme gücünden yoksunluğun aranmasıdır; sarhoşluk, uyuşturucu etkisi altında olma gibi sebepler geçici olduğundan mutlak butlana sebep olmazlar. Fakat sürekli ayırt etme gücünden yoksunluğun da sona ermesi mümkün olduğundan bu durum için de bir düzenleme yapma gereği duyulmuştur; bu durumda butlan davasını açma hakkı yalnızca temyiz gücünü yeniden kazanan tarafta olur. Diğer ilgililerin dava hakkı düşer.
  • Akıl hastalığı: Akıl hastalığı her zaman kesin hükümsüzlük yaratan bir durum değildir. Bunun evliliği geçersiz hale getirmesi için “evlenmeye engel derecede” olması gerekir. İlgili akıl hastalığının sonradan iyileşmesi durumunda dava açma hakkı yine sadece iyileşen eşde kalır.
  • Hısımlık: Hukukumuzda altsoy ile üstsoy arasında, evlatlık ile evlat edinen arasında ve üçüncü dereceye kadar yansoy arasında evliliğin gerçekleşmesi mümkün değildir. Örneğin amcayla, teyzeyle vs. evlilik mümkün değilken kuzenler arasında evlilik mümkündür. Ayrıca belirtelim ki altsoy-üstsoy arasındaki evlenme yasağı kayın hısımları için de geçerlidir.

Evliliğin İptali Davası (Nisbi Butlan)

Aşağıda iptal davası açma sebepleri sıralanmıştır. Belirtmemiz gerekir ki bu sebeplere dayanmak isteyen davacı adayının hak düşürücü süreyi geçirmemesi gerekir. Bu süre dayanılmak istenen sebebin öğrenilmesinden ya da sebebin ortadan kalkmasından itibaren altı ay ve her halde beş yıldır. Kısa sürenin hakkaniyete uygun olduğu savunulabilse de beş yıllık zamanaşımı süresinin özellikle “korkutma” durumunda yetersiz olduğu görüşündeyiz. Fakat yine de aşağıdaki durumlardan muzdarip kişinin boşanma davası açarak evliliği sona erdirmesi mümkün olduğundan mağdurların hukuki yolları tıkalı sayılmaz.

Temyiz Kudretinden Geçici Yoksunluk

Geçici bir sebeple kişi temyiz kudretinden yoksun kalmış olabilir. Kullandığı bir ilaç, hastalığı, alkol ya da uyuşturucu etkisi altında olması ayırt etme gücünü geçici olarak yitirmesine sebep olabilir. Bu durumda irade özgürlüğünden bahsedilemeyeceğinden evlenme sırasında verilen “evet” beyanı da bir hüküm ifade etmemelidir. Fakat kanun koyucu bu durumda iptal isteme hakkını yalnızca temyiz kudretini yitiren tarafa vermiştir. Bu düzenleme yerindedir zira herhangi bir etki kalmamış ve de irade sakatlığı içinde bulunmayan tarafın daha sonra bu davayı açması en başta dürüstlük kuralına aykırı olacaktır.

Yanılma

Söz konusu yanılma hali evlenilen kişinin şahsında ya da niteliğinden kaynaklanabilir. Örnek olarak yalnızca mektup yoluyla iletişim kurduğu kişiyle evlenmek isteyen tarafın bir yanıltma sonucu bir başkasıyla evlenmesi durumu gösterilebilir. Nitelikte yanılma hali de çeşitli yollarla açığa çıkabilir. Mesela evlenilen eş evliliğe engel olarak derecede olmasa da bir akıl hastalığından muzdarip olabilir. Bu hususta bilgilendirilmemiş olan eş evliliğin iptalini isteyebilecektir.

Aldatma

Burada bahsedilen aldatma, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunmadan farklıdır, yanılmaya benzemekle birlikte biraz daha özel sebepleri kapsar. Bu sebeplerden ilki davacının, eşinin namus ve onuru hakkında yine eşi tarafından ya da onun bilgisi dahilinde bir başkası tarafından aldatılmasıdır. Diğer sebep ise davalı eşin davacı eşten, davacı ve/veya altsoyu için tehlikeli olabilecek bir hastalığı gizlemiş olmasıdır. Yukarıda “Yanılma” başlığı altında verdiğimiz akıl hastalığı örneğinde daha genel bir nitelik yanılması söz konusuyken burada ilgili hastalığın davacı ve/veya altsoyu açısından tehlike arzetmesi aranmaktadır. Örnek olarak davalının HIV virüsünü taşımasını gösterebiliriz. Fakat vurgulayarak belirtmemiz gerekir ki söz konusu hastalıklar ancak ve ancak evlilik öncesi gizlenmişlerse iptale sebep olurlar. Önceden bilgisi olan eşin davası reddedilir.

Zorla Evlilik – İkrah

Uygulamada zorla evlendirmelere de rastlanmaktadır. Bu durumda evlenmeye mecbur bırakılan tarafın evliliğin iptalini isteme hakkı vardır. Kanun koyucu korkutmanın iptale konu olması için neler üzerinde gerçekleşmesi gerektiğini de düzenlenmiştir. Buna göre hayatı, sağlığı ya da namus ve onuru hakkında tehdite maruz kalmış kişinin nisbi butlana dayanarak davacı olma hakkı vardır. Ayrıca bu tehlikenin pek yakın ve ağır olması koşulu da aranmıştır. Biz bu düzenlemenin eksik olduğu kanaatindeyiz. Malvarlığına önemli bir zarar verileceği söylenerek evlendirilen kişinin de evliliği iptal edebilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.

İptal Olan Evliliğin Nafaka ve Mal Paylaşım İstemleri Gibi Sonuçları

Borçlar hukukunda görmeye alışkın olduğumuz butlan kurumu, sözleşmeyi genelde geriye doğru feshetmektedir. Zira sözleşmenin başından itibaren bir geçersizlik söz konusudur. Fakat kanun koyucu evliliğin kesin hükümsüzlükle sona ermiş olması durumunda dahi geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarının doğacağını düzenlemiştir. Dolayısıyla buradaki feshin sonuçları ileriye yönelik olarak hüküm ifade edecek, nafaka, mal rejimi tasfiyesi gibi boşanma hukukunda rastlanan kurumlar bu davada da ele alınacaktır. Öyle ki eşlerin ve çocukların evlilik sayesinde kazandıkları kişisel durumları dahi iyi niyetli olmaları durumunda butlan kararına rağmen korunmaktadır. Bunun en belirgin örneğine evlilik yoluyla vatandaşlık kazananlarda rastlanmaktadır.

İstenebilecek nafakalar tıpkı boşanmada olduğu gibi yoksulluk, iştirak ve tedbir nafakalarıdır. Fakat bilindiği üzere daha ağır kusurlu olan eşin yoksulluk nafakası isteme hakkı yoktur. Butlan davasında kusur tespitinin nasıl yapılacağı hususundaysa kanun koyucunun bir düzenlemesi bulunmamaktadır. Mal paylaşımı davasında ise eşlerin kusuru dikkate alınmayacağından burada bir önem arzetmez. Eşler aksine bir anlaşma yapmamışlarsa edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Mirasçılığa ilişkin istemlerin iptal davası devam ederken eşlerden birisinin ölmesi durumunda nasıl çözüleceği hususu ise düzenleme bulmuştur. Buna göre ölen kişinin mirasçıları iptal davasına devam etmeyi seçerse ve dava sonucunda sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı tespit edilirse bu eş yasal mirasçı olamayacaktır. Vefat sırasında ortada bir iptal davası bulunmaması halindeyse sağ kalan eşin mirasçı olacağı konusunda bir şüphe yoktur.

Evlenme yoluyla erginlik kazanan küçüğün butlan kararı sırasında 18 yaşını doldurmamış olması durumunda hukuken erginliğini koruyup koruyamayacağı hususu ise tartışma yaratmıştır. Kimi görüşlere göre evliliğin iptali kararı ileriye yönelik hüküm ifade edeceğinden kişi erginliğini korumaya devam eder. Bir diğer görüş ise erginliğin sona ereceğini savunmaktadır. Başka bir görüş görüş ise küçüğün iyi niyetine bakılması gerektiğini savunmaktadır. Bizim görüşümüze göreyse iyi niyetten ziyade küçüğün özgür iradesine bakılması gerekir. Örneğin korkutma yoluyla evlendirilmiş ya da evliliğin sonuçlarını anlayacak olgunluğa erişmemiş bir küçük erginliğini hiçbir zaman kazanamamış olmalıyken; küçüğün ayırt etme yeteneği tam ve de karşı tarafın temyiz kudretinden yoksunluktan muzdarip olduğu bir evlilikte küçük karşı durumun farkında olsa bile erginlik kazanabilmelidir. Erginliğin kişinin lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu hususu tartışmalı olduğundan burada iyi niyetin rolünün kişinin lehine olan bir hususu kazanması amacına hizmet ettiğini savunmak doğru olmayabilir. Fakat iyi ya da kötü erginliğin sonucuna katlanılması için küçüğün evliliğe kendi iradesiyle karar vermesi gerekir. Zira erginliğin en başta verilmesinin sebebi evliliğin gerektirdiği sorumluluktur. Küçüğün kendi iradesiyle evlenmediği durumlardaysa erginliğe erişilmediği yalnızca ileriye yönelik değil, ayrıca geriye dönük olarak da tespit edilmelidir.

İptal Olan Evlilikte Kişisel Durumun Korunması – İçtihat

“… İyiniyet; evlenme töreni sırasında butlan sebebinin var olduğunu bilmemek, evlenme töreni sırasında butlan sebebinin var olduğunu gerekli özeni gösterdiği halde öğrenememek anlamındadır. Adli tıp kurumu raporuna göre davalı O.ağır zeka geriliği saptandığı, bu zeka geriliğinin hayatının ilk yıllarından beri mevcut olduğu, tedaviyle düzelmesinin mümkün olmadığı sabittir. Davacı tanıkları da, davalı O.doğuştan akli dengesinin yerinde olmadığını beyan etmişlerdir. Gerçekleşen bu duruma göre davalı G.davalı O.ağır zeka geriliğini bilmeden evliliği gerçekleştirmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Şu halde davalının evliliğin icrası sırasında iyiniyetli olmadığı kuşkusuzdur. Hal böyleyken davalı G.Türk Medeni Kanunun 158. maddesi gereğince kişisel durumunun korunmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir…” Y. 2. HD., 2012/27055 E., 2013/1228 K.

Baskı Altında Kurulmuş Evlilikte İptal Yerine Boşanma Davası Açılması – İçtihat

“…Davacı kadın, rızası dışında evlenme arzusu olmadan baskı ve tehdit altında eşi ile evlendiğini, evde alıkonulduğunu, evden çıkmaması konusunda tehdit aldığını, darp ediliğini, fiziksek ve psikolojik şiddet gördüğünü belirterek Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddeleri yasal dayanağı ile evlilik birliğinin temelden sarsıldığından bahisle boşanma, nafaka ve tazminat istemli dava açmış, mahkemece evliliğin davacının iradesi dışında olduğu iddiasında bulunduğu belirtilerek evlilik birliğinin gerçek anlamda kurulmadığı, kurulmayan birliktelikte şiddetli geçimsizlikten bahsedilemeyeceği ve davacının iddialarının nispi butlan hükümleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle ön inceleme duruşmasında davanın reddine karar verilmiştir.
Evlilikte nispi butlan Türk Medeni Kanununun 148 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiş olup, evlenme akdinin kuruluşundaki irade sakatlığı hallerine mahsus iptal sebebidir. Türk Medeni Kanununun 156. maddesi uyarınca “Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.” Dolayısı ile irade sakatlığı olması durumunda dahi evliliğin iptaline karar verilmemişse evlenme akdi yapıldıktan sonra yaşanılan vakalar nedeniyle Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca birliğin temelinden sarsıldığının karşı tarafın kusurundan kaynaklandığı iddiası ile boşanma davası açılabilir.
Somut uyuşmazlığa gelince; davacı tarafından irade sakatlığına dayalı olarak mahkemeden evliliğin iptali yönünde bir istem bulunmamakta, evlilik birliği kurulduktan sonraki döneme ilişkin de vakalar belirtilerek Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca boşanma kararı verilmesi talep edilmektedir. Öyleyse mahkemece yapılacak iş, davacının evlilik birliği kurulduktan sonraki döneme ilişkin ileri sürdüğü vakalara hasren delillerini sunmak üzere imkan tanınması, delil bildirmesi durumunda bu delillerin toplanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken, usul ve yasaya aykırı şekilde davanın reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” Y. 2. HD., 2013/24653 E., 2014/8606 K.

Üçüncü Kişinin Açtığı Evliliğin İptali Davasında Sürülen Fer’i Taleplerde Harç Hususu (KARŞI OY) – İçtihat

“…Boşanma veya eşlerden biri tarafından diğerine karşı açılmış bir evliliğin feshi davası varsa, davanın taraflarından biri, bu dava ile birlikte veya dava içerisinde herhangi bir harç yatırmasına lüzum bulunmaksızın diğer taraftan boşanmaya bağlı fer’i taleplerde bulunabilir.
Dava, “eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması” (TMK. m. 145/2) sebebiyle batıl olan evlenmenin iptali isteğine ilişkin olup, eşlerden biri tarafından diğerine karşı değil, “ilgili” sıfatıyla üçüncü kişi tarafından eşlerin her ikisine karşı açılmıştır. Eşlerin her ikisi de davada “davalı” durumundadır. Üçüncü kişinin açtığı böyle bir davada, davalılardan birinin, diğer davalıdan nafaka ve tazminat talebi, bu hususta harcı yatırılarak açılmış bir dava mevcutsa incelenebilir. Çünkü, karı koca arasındaki maddi ilişkiler, evlilik akdinin dışında kalan “davacıyı” ilgilendiren bir konu değildir. Ve bu ilişkilerin tanziminde eşlerin kusur durumları önemlidir. Cumhuriyet savcısının re’sen veya ilgililerin açtığı mutlak butlan davasında ise, kusur değerlendirmesine gidilmez…” Y. 2. HD., 2014/27589 E., 2015/2519 K.

error: Content is protected !!
Av. Oğuzhan Yazıcı - Maltepe/İSTANBUL