Evliliğin Sarsılması Nedeniyle Boşanma ve Boşanmada Kusur

Genel Olarak

Evlilik birliğinin (temelinden) sarsılması halk arasında şiddetli geçimsizlik olarak da bilinen, kanunda düzenlenmiş genel ve nispi bir boşanma sebebidir. Boşanma davalarının büyük çoğunluğu bu sebebe dayanarak açılmaktadır. Bu nedene dayalı açılan davalarda somut duruma göre değerlendirme yapılıp ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği tespit edilir.

Ortak Hayatın Çekilmez Olması

İlgili hükme göre boşanma kararının verilebilmesi için ortak hayatın sürdürülmesi taraflardan beklenmeyecek kadar sarsılmış olmalıdır. Fakat kimi eşlerin evlilikten sonra birlikte yaşamaya dahi başlamadan boşanma davası açtığına rastlanmakadır. Bu gibi durumlarda ortak yaşamanın denenmemiş olması nedeniyle şiddetli geçimsizliğe dayalı dava açılamayacağı görüşü bulunsa da bu görüş azınlıktadır. Biz de birlikte yaşamaya başlanmasa bile bu nedene dayalı boşanmanın mümkün olduğu yönündeki görüşü desteklemekteyiz.

Boşanma Davasında Kusurun Etkisi

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan davalarda, davacının ve davalının kusuru da verilecek hükmü etkileyebilecektir. Davacıya kıyasen daha az kusuru bulunan davalının itiraz edebileceği kabul edilmektedir. Fakat itiraz etmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmamalıdır.

Durum böyle olmakla beraber davacının tam kusurlu ve davalının kusursuz olduğu durumlarda davacının boşanma davası açma hakkının bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu görüşü doğru bulmasak da uygulama bu yöndedir. Yargıtay davalının az da olsa kusurlu olması şartını arasa da sevgi ve saygının eşlerden sadece biri tarafından yitirilmesi dahi evlilik birliğininin sahip olması gereken niteliklerden yoksun olduğunu gösterdiğinden davalar kabul edilebilmelidir. Kusur ve kusurun yargılama giderlerine etkisizliği hususu ise bir diğer eleştiri konusudur.

Davalının daha az kusurlu olması durumunda şartlar oluşmuşsa hakim boşanmaya karar verebilir. Fakat az kusurlu davalının itiraz etme hakkı da vardır. Yeter ki itiraz hakkı kötüye kullanılmamış ve evliliğin devamı davalının kendisi ve çocuklar için faydalı olabilecek olsun. Örneğin kendisi de boşanmak için dava açan tarafın itiraz hakkını kötüye kullandığı kabul edilir. Fakat gerçekten de evlilik birliğini kurtarmak isteyen kişinin yaptığı itiraz davanın reddine sebep olabilecektir.

Boşanmaya Sebep Olabilecek Davranışlara Örnekler

  • Fiziksel şiddet (eşe ya da bir başka aile üyesine),
  • Tehdit etmek,
  • Eşyaya zarar vermek,
  • Ekonomik şiddet,
  • Aşırı kıskançlık,
  • Dalga geçmek,
  • Eşini beğenmediğini söylemek,
  • Eşinden sıkıldığını söylemek,
  • Başkasını sevdiğini söylemek,
  • Aldatmak,
  • İlgisiz davranmak,
  • Küçümsemek,
  • Başkalarının önünde küçük düşürmek,
  • Dedikodu çıkarmak,
  • Hakaret etmek,
  • Suçlamak,
  • Hamile olduğu hususunda yalan söylemek,
  • Kişisel temizliğe özen göstermemek,
  • Ev temizliğine özen göstermemek,
  • Çocuğu göstermemek,
  • Tüp bebek tedavisinden kaçınmak,
  • Eşin çalışmasına izin vermemek,
  • Eşin gelirine el koymak,
  • Cinsel ilişkiden kaçınmak,
  • Zorla cinsel ilişkide bulunmak.

Bu sayılanlar yalnızca örnek olup, somut duruma göre yapılacak değerlendirmeyle yukarıdakilerden farklı sebeplere dayanarak da boşanmaya karar verilebilir.


Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Dayanan Boşanma Davalarına İlişkin Uygulama Örnekleri

Sadakat Yükümlülüğü; Kıskançlık; Şans Oyunları Oynama; Çocuk Sahibi Olmak İstememe

“…Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve kıskanç olduğu, davacı-karşı davalı erkeğin ise küçük meblağlar da olsa şans oyunları oynadığı ve aile bütçesini iyi yönetemediği, boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır, davacı-karşı davalı erkeğin hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve karşı davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacı-karşı davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Bu karara karşı davacı-karşı davalı erkek tarafından karşı davanın kabulü ve tazminatların miktarı, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, erkek lehine hükmedilen tazminatlar ile tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının eyleminin sadakatsizlik boyutuna varmayan güven sarsıcı davranış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir. O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” Y. 2. HD., 2019/4035 E., 2019/11741 K.

Üvey Çocuğa Ortak Konutta Bakılması

“…Davalının önceki eşinden olan ve velayeti kendisinde bulunan ergin olmayan çocuklarının ortak konutta taraflarla birlikte kalmaları, davacıya boşanmayı isteme hakkı vermez. Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir…” Y. 2. HD., 2011/3801 E., 2011/23605 K.

Herhangi Bir Sebeple Açılan Boşanma Davasında Tüm Kusurların Birlikte Değerlendirilmesi Gerektiği

“… Taraflarca evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak karşılıklı boşanma davaları ikame edilmiş, ilk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda, kadın eşin kusursuz, erkek eşin ise tam kusurlu olduğu kabul edilerek; erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile boşanma davası ve fer’ilerine ilişkin hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesinin bu kararı taraflarca istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada “İlk derece mahkemesince, davalı erkeğe kusur olarak yüklenen ortak çocuklara sürekli şiddet uyguladığı, davacı ve çocuklara hakaret ettiği vakıalarına davacı kadın tarafından dayanılmadığı” gerekçesiyle kadının davasının reddine karar verilmiştir. Somut olaya göre, erkeğin açmış olduğu ve eldeki dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen, ilk derece mahkemesinin 2017/233 esas sayılı boşanma davasına karşı, kadının süresinde olan 24.07.2017 tarihli cevap dilekçesinde “İlk derece mahkemesince, davalı erkeğe kusur olarak yüklenen müşterek çocuklara sürekli şiddet uyguladığı, davacı ve çocuklara hakaret ettiği” vakıalarına davacı kadın tarafından dayanıldığı anlaşılmıştır.

Evlilik birliği sona erinceye kadar; herhangi bir sebeple açılmış bulunan boşanma davalarında taraflara yüklenen tüm kusurlar, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu orana göre boşanma ve varsa boşanmanın fer’i niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulması gerekir. O halde, her iki mahkemece de kabul edilen ve gerçekleşen olaylara göre, erkeğin “Ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulayıp, eş ve çocuklarına hakaret ettiği” anlaşılmıştır. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, Yasanın 166/1.maddesinde yer alan boşanma koşullarının oluştuğu dikkate alınarak davacı kadının davasının kabulü gerekirken, reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…” Y. 2. HD., 2019/3480 E., 2019/11418 K.

error: Content is protected !!
Av. Oğuzhan Yazıcı - Maltepe/İSTANBUL