Gabinde (Aşırı Yararlanma) Edim İadesi ve Fark Tazminatı

Genel Olarak

Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerin geçerliliği için aranan şartlardan birisi de gabinin bulunmamasıdır. Gabini kısaca edimler arasındaki büyük oransızlık olarak tanımlayabiliriz. Örneğin evini gerçek değerinin çok altına satan kişinin akdettiği sözleşmede gabinin objektif unsurunun sağlanmış olduğu kabul edilebilir. Aynı şekilde bir evi gerçek değerinin çok üstündeki fiyata alan kişinin imzaladığı sözleşmede de aşırı yararlanma halinin objektif unsurunun bulunduğu söylenebilir.

Gabinin Subjektif Şartı

Hukukumuz kapsamında bir aşırı yararlanmadan söz edilebilmesi için edimler arasında objektif bir fahiş farkın olması yeterli değildir. Bunun yanında aranan şartlardan bir diğeri de gabne düşen tarafın zor duruma düşmesinden, hiffetinden ya da tecrübesizliğinden yararlanılmış olmasıdır. Bu duruma somut bir örnek vermek gerekirse, temyiz kudreti yerinde olan ve yıllarca esnaflık yapmış bir kuyumcunun elindeki bilezikleri piyasanın çok altına vermesi durumunda gabinden söz edilemez. Fakat beklenmeyen bir olay (mesela yangın) nedeniyle güç duruma düşmüş birinin acil ihtiyacı nedeniyle sakladığı altınları piyasanın dörtte biri fiyata satması durumunda aşırı yararlanma vardır.

Subjektif şartlardan diğeri “yararlanan” ya da “sömüren” tarafın bunu yararlanma kastıyla yapmış olmasıdır. Bunun mümkün olması için de bilmek ve istemek gerekecektir.

Gabinin Sözleşmeye Etkisi

Doktrinde yer alan baskın görüşe göre gabin durumunda düzelebilir hükümsüzlük varken, diğer bir görüşe göre ise bozulabilir geçerlilik vardır. Ayrıca tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde bu hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı hususu da tartışma yaratmıştır.

Sömürülen Kişinin Hakları

Sömürülen kişinin bu durumda iki hakkı vardır. Ya sözleşmenin iptalini talep edecek ya da edimler arasındaki farkın tazminini isteyerek oransızlığın giderilmesini sağlayacaktır.

Sözleşme iptalinin geriye yönelik hüküm doğuracağı kabul edilir. Bu hak kullanıldığı zaman taraflar birbirlerine verdiği edimleri iade borcu altına girecektir. Örneğin bir ev satılmışsa tapu satımdan önceki eski haline döndürülür. Bozucu yenilik doğuran bir hak olduğundan iptal koşula bağlanamaz ve bundan geri dönülemez.

Doktrinde, aşırı yararlanan kişinin edimler arasındaki farkı kapatacak değerleri vermeyi teklif etmesi durumunda bu teklifin kabul edilmesi gerektiği yönünde bir görüş vardır. Biz bu görüşe katılmıyoruz. Zira sömürülen taraf sözleşme görüşmeleri sırasında kendi göze almak istediğinden daha fazlasını vermek zorunda bırakılmış olabilir.

Hak Düşürücü Süre

Kanun koyucu bir yıllık kısa beş yıllık uzun olmak üzere iki farklı süre belirlemiştir. Bir yıllık kısa süre gabine yol açan durumun ortadan kalkmasıyla başlar; beş yıllık süre ise sözleşmenin akdedildiği tarihte başlar ve bu sürenin sona ermesiyle birlikte sözleşme iptalini isteme hakkı mutlak olarak sona erer.


Aşırı Yararlanmayla İlgili İçtihatlar

Gabin Davasında Objektif ve Subjektif Unsurlar

“…O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.
Gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir…” Y. 1. HD., 2016/3685 E., 2019/3430 K.

Tacirin Alacağını Hızlıca Tahsil Edebilmek İçin Düşük Miktarı Kabul Etmesi

“…Davacı yüklenicinin tacir olup attığı imzaların anlam ve sonucunu kavrabilecek durumda olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Davalı tarafın fazlaya ilişkin haklarından vazgeçilmesi karşısında derhal ödeme yapılacağına ilişkin yapıldığı iddia edilen teklif, sonuç itibariyle taraf iradelerinin ve sözleşme özgürlüğünün esas olduğu, ticari yaşam kurallarına aykırı düşmemekte olup, şayet davacı taraf teklif edilen alacaktan daha fazla bir alacağı olduğunu iddia ediyorsa anlaşmaya yanaşmayıp yargı yolu ile sorununu çözmesi ve şayet var ise alacağa geç ulaşmaktan kaynaklanan zararını faiz veya koşulları varsa munzam zarar gibi hukuki yollar ile gidermeye çalışması gerekirken alacağını bir an önce almak için anlaşmaya varıp daha sonra bunun geçersizliğini ileri sürmesi TMK 2. maddesine uygun olmadığı gibi, davacı yüklenici zor durumda kaldığını ve davalının sömürme kastıyla hareket ettiğini somut delillerle de ispatlayamamıştır…” Y. 15. HD., 2018/3465 E., 2019/2465 K.

Senetle İspat Zorunluluğunun Gabin Davalarında Önemi

“…Somut olaya gelince davacının eşi Hamit’in davalının ağabeyi İbrahim’den borç para aldığı, karşılığında taşınmazın temlikinin yapıldığı, taşınmazın gerçek değeri 200.000, 00 TL olduğu halde akitte 14.000,00TL olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı taraf 200.000,00 TL ödediğini savunmuşsa da bu miktar tanıkla kanıtlama sınırı dışında olup, bu ödeme yazılı belge ile usulünce kanıtlanamamıştır. Dolayısıyla somut olayda gabinin hem objektif hem de subjektif unsurlarının gerçekleştiği, davanın süresi içinde açıldığı sabittir.
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken…” Y. 1. HD., 2015/13939 E., 2018/11460 K.

Hak Düşürücü Süre İçerisinde Yapılacak Bildirim

“… düzenlemede, 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı bakımından, gerçek zarar miktarının öğrenildiği tarihle ilgili bir ifadeye yer verilmediği; sürenin başlangıcı bakımından, zorda kalma halinin ortadan kalktığı tarihin esas alınması gerektiği izahtan varestedir. İfade olunan bu nedenlerle; davacının ibranamenin imzalandığı tarihte zorda (müzayakada) olduğunu ileri sürmüş olmasına göre, öncelikle bu hususun araştırılması (bu yöne ilişkin aşağıdaki açıklamalar ışığında), taraf delillerinin toplanması, bilirkişi incelemesi yapılması; bu araştırma sonucunda zorda (müzayakada) kalarak ibraname imzalandığının saptanması halinde, davacının bu ibraname ile bağlı kalmak istemediğini 31.05.2013 tarihli ihtarname ile ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde öngörülen sürede davalı sigortacıya bildirdiği; anılan yasa maddesinde bu bildirimin ne şekilde yapılacağına dair açık bir düzenleme bulunmadığı; dava yoluyla ileri sürme zorunluluğunun da olmadığı (Seda İrem Çakırca- Aşırı Yararlanma Kavramı- shf. 188) gözetildiğinde, gabine dayalı hakkın yasal süre içinde kullanıldığına ilişkin kabul, sonucu itibariyle isabetli olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir…” Y. 17. HD., 2016/18503 E., 2018/1060 K.

Tecrübesizlik ve Maddi Zorluktan Faydalanarak Aşırı Yararlanma

“…Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda dava konusu hisselerin satış bedelinin piyasa şartlarının çok altında olduğu bildirilmiştir. Zira davacıların hisselerinin m2 sini 108,33 TL ye sattığı satış tarihindeki rayicin ise 400,00 TL olduğu bildirilmiştir. Yine aynı taşınmazda hissesi bulunan ve davacının aracı olduğunu iddia ettiği … ile yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan rakamında davacıların hissesinden yaklaşık 4 kat daha fazla olduğu dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu noktada elde edilen menfaat dengesinde davalı açısından bir yararlanma olduğu görülmektedir. Bu hususta toplanan tanık beyanları dikkate alındığında da davacıların bölgedeki emlak değerlerinden bilgi sahibi olmadığı, tecrübesiz olup maddi zorluk içerisinde olduğu, yakın taşınmazların başka taşınmaz malikleri tarafından çok daha yüksek bedellere satıldığı, davalının bu oransızlığı bilebilecek durumda olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mevcut hukuki delillerin davayı ispata yeterli olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın kabulü gerekirken…” Y. 13. HD., 2015/38995 E., 2017/12418 K.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!