Hile (Aldatılma) Nedeniyle Sözleşmenin İptali

Sözleşmenin geçerliliğini etkileyen irade sakatlığı halleri hata, hile ve korkutmadan ibarettir. Bu haller her türlü sözleşmeyi etkilemiş olabilir. Kimi zaman bir gayrimenkul satışı kimi zaman bir kira ilişkisi kimi zamansa satın alınan bir kıyafetin niteliğinde düşülen bir iradi sakatlıktan ötürü akdin iptali gerekebilir. Bu yazımızda uygulamada sıklıkla karşılaşılan hile nedeniyle iptal edilebilen sözleşmelere değindik.

Hileye Dayalı Geçersizlik Hali

Sözleşmenin geçersizlik sebebi ile geçersizlik hali farklı hukuki kurumlardır. Bu başlıkta hile sebebiyle geçersiz olan bir akitte hangi geçersizlik halinin bulunduğuna değineceğiz. Geçersizlik halleri olarak şunları gösterebiliriz:

  • Mutlak butlan,
  • Nispi butlan,
  • Askıda hükümsüzlük,
  • Yokluk.

İrade sakatlığının varlığında genel olarak nispi butlanın söz konusu olduğu kabul edilmektedir. Nispi butlanın varlığı, hükümsüzlüğün kendiliğinden doğmadığı fakat fesih hakkı sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak belli bir süre içinde sözleşmeyi iptal edebileceği anlamına gelmektedir. 

Örneklerle açıklamak gerekirse, geçerlilik şekline aykırı yapılmış veya muvazaalı bir akitte mutlak butlan yani kesin hükümsüzlük bulunduğundan tarafların geçersizliği belli bir sürede ileri sürmesine gerek yoktur (Dürüstlük kuralına aykırı da değilse). Zira hükümsüzlük, nispi butlanla iptal edilebilir bir işlemden farklı olarak tarafların başka bir şey yapmalarına gerek kalmadan vuku bulmuştur. Oysa hile yüzünden kurulmuş bir sözleşme her istenilen zaman iptal edilemez. Fesih süresinde ileri sürülmelidir.

İptali İleri Sürebilme Süresi

Hileye maruz kalan, hilenin farkına vardığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi iptal etmelidir. Bu süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Dolayısıyla zamanaşımını durduran, kesen hallere ilişkin hükümleri burada uygulamamız mümkün değildir. İcazet vermek ise iptal hakkını düşürse de fazladan oluşan zararın tazminini istemeye engel değildir.

Edim henüz ifa edilmemişse def’i yoluyla da hileyle kurulmuş bir sözleşmenin ifasından kaçınmak mümkündür. Hatta bu durumda hak düşürücü süre dahi bulunmamaktadır.

Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.

Y. 1. HD., 2016/5881 E., 2019/4904 K.

Hileyi Yapanın Akdin Tarafı Olmaması

Üçüncü kişinin kasıtlı olarak yanıltması sonucu kurulan akitler de feshedilebilir. Ancak bu sebeple iptalin istenebilmesi için karşı tarafın hileyi bilmesi ya da bilmesinin gerekli olması koşulu aranır. Bu koşul sağlanamıyorsa esaslı hata nedeniyle fesih söz konusu olabilecektir. Kasıtlı olarak aldatan üçüncü kişiye de haksız fiilden doğan tazminat talepleri ileri sürülebilir.

Hileli Gayrimenkul Satışı Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası – İçtihat

Dava, aldatma (hile) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, eşinin borçları nedeniyle üzerinde iki adet evin bulunduğu maliki olduğu 729 ada 14 parsel sayılı taşınmazdaki evlerden birinin satışı hususunda davalı ile anlaştıklarını ancak tapuya gittiklerinde davalının “…taşınmazın 1/2’sinin satışı olmuyor, tamamının tapusunu devredeceksin ben burayı böldürüp yarısını sana vereceğim…” şeklindeki sözlerine güvenerek taşınmazın tamamını devrettiğini, bir müddet sonra davalının taşınmazın tamamının kendisine ait olduğunu iddia ederek evden çıkmasını istemesi üzerine yanıltıldığını anladığını, okuma yazma bilmemesi ve yaşlı olmasından faydalanılarak taşınmazın tamamının temlikinin sağlandığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini istemiştir…

Somut olayda; mahkemece yapılan keşif sonucu çekişme konusu taşınmaz üzerinde iki adet ev bulunduğu, dinlenen tanık beyanlarından davacının taşınmazdaki 1/2 payın satışı hususunda satış iradesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; 1/2 pay bakımından davanın kabulüne karar verilmesi, kalan payın da davalı üzerinde bırakılması gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek hatalı değerlendirme ile davanın tamamının kabulüne karar verilmesi doğru değildir…

Y. 1. HD., 2016/15455 E., 2020/910 K.

Davacı, adına kayıtlı … ada … parsel sayılı taşınmazdaki … nolu bağımsız bölümünü daha önceden tanıdığı dava dışı … aracılığı ile davalı …’a satma konusunda anlaştıklarını, davalının, bir kısım altınlarını bozdurması gerektiği, bu sebeple taşınmazın bedelini tapu ferağı sırasında ödeyeceği telkini üzerine aracı olan şahsı tanıyor olmasından duyduğu güven nedeni ile satış bedelinin devir işlemi sırasında ödeneceğini düşünerek 14.11.2014 tarihinde dava konusu taşınmazı davalıya devrettiğini, ancak davalının sürekli kendisini oyalayarak satış bedelini ödemediğini, hileli davranışlarla taşınmazının elinden alındığını belirterek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava konusu taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, nitekim bu hususun dava konusu taşınmazın satışına ilişkin resmi senet ile de sabit olduğunu, resmi senedin aksinin aynı nitelikte bir belge ile ispat edilebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, satış bedelinin ileriki tarihlerde ödeneceğine dair taraflar arasında bir anlaşma bulunmamakta olup aksine davacıda bedelin hemen ödeneceğine dair güven ortamı oluşturularak tapunun devrinin sağlandığı, satış bedelinin ödenmediği, bu haliyle davacının hileye maruz bırakıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Y. 1. HD., 2016/13860 E., 2020/414 K. (Karar metninin devamından eksik inceleme nedeniyle bozulduğu anlaşılmaktadır.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!