Muris Muvazaası Davası (Mirastan Mal Kaçırma)

Genel Olarak Muris Muvazaası

Muvazaa, hukukun çeşitli alanlarında farklı sebeplerle başvurulan bir yöntem olarak miras hukukunda da uygulama bulmaktadır. Miras bırakan kişinin, mirasçılarına (çocukları, eşi vd. kişiler) miras olarak bazı malları veya tüm mallarını bırakmamak amacıyla gerçekleştirdiği devirler muris muvazaası iddialarına konu olabilirler. Bu durumda mirasçılar, mal kaçırmaya konu malın tapulu bir taşınmaz(ev, işyeri, arazi) olması durumunda muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescili davası açabileceklerdir.

Öncelikle muvazaanın ne olduğunu açıklamak gerekecektir. Muvazaa, danışıklılık durumudur. Bir sözleşmenin muvazaalı olması demek, tarafların, yaptıkları sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması veya görünürdekinden başka bir sözleşmenin hükümlerini doğurması hususunda anlaşmış olmaları anlamına gelir. Örneğin borçları bulunan bir kimse, sahip olduğu taşınmazın alacaklıları tarafından haczini engellemek için yasal takibe başlanmadan önce bu taşınmazı bir arkadaşına tapuda satış göstererek devredebilir. Bu devir işlemi, karşılığında ivaz alınmayan ve sadece alacaklılardan mal kaçırma amacına hizmet eden bir hukuki bir işlemdir. Görünen işlem satım işlemidir ve arkasında gizlenmiş başka bir anlaşma yoktur. Bu duruma mutlak muvazaa denir ve satış işlemi tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için kural olarak sakattır. Nispi muvazaalarda ise görünürdeki sözleşmenin arkasında tarafların gerçek iradelerini yansıtan bir de gizli sözleşme vardır. Örneğin bir trampa anlaşması taraflar arasında satım olarak gösterilmiş olabilir. Nisbi muvazaalarda görünürdeki işlem kural olarak sakat olmakla beraber, şekil şartına uyulmuş olması şartıyla gizli işlem geçerli olacaktır. Muris muvazaası davalarında da nisbi muvazaanın söz konusu olduğu görülmektedir. Muris(miras bırakan), malın devrini aslında bağışlayarak gerçekleşmiş olduğu halde taraflar bu işlemi dışarıya satım olarak yansıtmaktadır.

Mirastan Mal Kaçırma Durumunda Mirasçıların Hakları

HMK m. 200 gereği, bir hakkın doğumu, düşürülmesi gibi amaçlarla yapılan hukuki işlemlerin değerinin 2500 TL’yi aşması halinde ispat ancak senetle gerçekleşebilecektir. Dolayısıyla kişi, kendi yaptığı işlemin muvazaalı olduğunu ileri süremeyeceği gibi, külli halef olan mirasçıları da normal şartlarda bunu ileri süremeyecektir. Ancak mirasçıların üçüncü kişi sıfatıyla dava açmaları halinde senetle ispat kuralının esnediği görülür. Dolayısıyla kimi durumlarda muvazaalı işlemin iptali istenebilecektir. Uygulamada en çok rastlanılan versiyonu, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescili davasıdır. Yani taşınmaz satımı yoluyla mirasçılardan mal kaçırılmışsa mirasçıların dava açarak bu satımı iptal etmeleri mümkündür.

Mirasçıların muris muvazaasına dayalı açtığı tapu iptali ve tescili davası, temelini Y. İBBGK’nin 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı içtihatı birleştirme kararından almaktadır. Bu kararsa her türlü mal devrinde uygulama bulmamaktadır. Örneğin taşınır satışları muris muvazaası nedeniyle iptal edilemez. Aynı şekilde dava konusu taşınmazın tapusuz olması durumunda da taşınır hükümleri uygulanacağından bu devir işlemini iptal ettirmek mümkün olmaz.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Muris muvazaasına dayalı olan davalar asliye hukuk mahkemesinde açılacaktır. Her ne kadar asliye hukuk mahkemeleriyle aynı derecede olsa da bir aile mahkemesinde veya iş mahkemesinde bu davaya bakılması mümkün değildir.

Aksine bir hüküm bulunmadığı müddetçe yer bakımından yetkili mahkeme, davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir. Mirastan mal kaçırmaya dayanan tapu iptali ve tescili davalarında ise genel kurala istisna getiren bir kural vardır. Buna dava taşınmazın aynına ilişkin olup HMK m. 12 hükmü uygulama bulur. Dolayısıyla taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkili olacaktır. Bu bir kesin yetki kuralı olduğundan yetkisizliğin ilk itiraz olarak ileri sürülmesi zorunlu değildir.

Muvazaanın mirasçılardan mal kaçırmaktan farklı bir amaçla yapıldığı ileri sürülürse HMK m. 200 hükmü uygulama bulacaktır.

Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tecili Davasında Vekalet Ücreti

Dava konusu hakkında nihai hüküm verilirken avukata ödenmesi gereken karşı taraf vekalet ücreti hususu da karara bağlanmalıdır. Davanın kabul edilmesi durumda, taşınmazın keşfen tespit edilen değerine göre davacı lehine hükmedilirken, reddedilmesi durumundaysa davalı lehine hükmedilir. Davanın kısmen kabulü halindeyse tarafların haklılık oranına göre her iki taraf lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi mümkündür. Tarafın kendi avukatına ödemesi gereken ücret ise kendi aralarında olup bu husus davanın esasıyla birlikte karara bağlanmaz. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin alt ve üst sınırlarını aşmadıktan sonra bedel belirlemesi serbesttir.

Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptal ve Tescili Davasına İlişkin İçtihatlar

“…Somut olaya gelince, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarıyla mirasbırakanın diğer mirasçılarından mal kaçırmasını gerektirir bir nedenin varlığı konusunda somut bir olgunun ortaya konulamadığı, yukarıda belirtilen ilke ve olgular gözetildiğinde temlikin muvazaalı yapıldığı iddiasının ispatlanamadığı açıktır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir…” Y. 1. Hukuk Dairesi, 2016/7920 E., 2019/4365 K.

“Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.” Y. 1. Hukuk Dairesi, 2016/10607 E., 2019/4357 K.

“Davacı, mirasbırakanı …’in 12 parça taşınmazını kadastro tespiti esnasında mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak eşi davalı … adına tescil ettirdiğini, 300 adet koyundan 171 tanesini satarak elde ettiği bedel ile diğer davalı … Yetkin adına traktör aldığını, kalan 129 adet koyunu da davalı …’ya verdiğini ileri sürerek taşınmazların tapu kayıtları ile traktörün kayıtlarının iptaline, aksi takdirde temliklerin tenkisine karar verilerek saklı payının tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada 24.01.2011 tarihli dilekçe ile 108 ada 5, 111 ada 6, 122 ada 6, 128 ada 11 ve 131 ada 44 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davadan feragat etmiştir.
Davalı …, dava konusu taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında adına tescil edildiğini ancak bu taşınmazların mirasbırakana ait olduğunu, mirasbırakanın hayvancılık ile uğraşmadığını, adına kayıtlı küçükbaş hayvan sayısının iddia edildiği kadar olmadığını ve bu hayvanları çobanlık yaparak edindiğini, davalı … ise traktörü çobanlık yaparak satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapusuz taşınmazların kadastro tespiti sırasında davalı … adına tescil edildiğinden muris muvazaası iddiasının dinlenemeyeceği, tenkis isteği yönünden ise davacının saklı payına el atılmadığının tespit edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.” Y. 1. Hukuk Dairesi, 2016/10382 E., 2019/4294 K.

“Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda dava değeri taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçı ya da mirasçıların payına isabet eden değerdir.
Somut olayda, dava konusu taşınmazın davalıya arsa olarak temlik edildiği ve üzerindeki evin …’a ait olduğuna ilişkin tapuda şerh olduğu, dava konusu arsanın tümünün keşfen belirlenen dava tarihindeki değerinin 57.415,00TL olduğu ve davayı tüm mirasçıların birlikte açtıkları anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında davacıların payına isabet eden değer üzerinden harcın tamamlandığı gözetilerek bu miktar üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken davalı lehine maktu vekalet ücreti takdir edilmesi doğru değildir.” Y. 1. Hukuk Dairesi, 2016/10279 E., 2019/4261 K.

“Somut olaya gelince; tüm tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde murisin dava konusu taşınmazı davalıya, ilk eşinden olan çocuklarına bakma karşılığı verdiği, diğer mirasçılardan mal kaçırma kastı bulunmadığından 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulama şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, temlikin mal kaçırma amaçlı olduğu iddiasının davacı tarafça usulünce kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.” Y. 1. Hukuk Dairesi, 2016/9802 E., 2019/4257 K.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!