Resmi Nikah Vaadi Yapılan İmam Nikahlı Eşin Manevi Tazminat Hakkı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/7057 E., 2018/4216 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 31/03/2015 gününde adil yardım talepli olarak verilen dilekçe ile resmi nikah yapılmaması ve evlilik nedeniyle çalışmasına izin verilmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine adli yardım talebi kabul edilerek mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın manevi tazminat yönünden reddine, maddi tazminat yönünden kabulüne dair verilen 17/03/2016 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, kişilik haklarına saldırı ve çalışmasına izin verilmemesi nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın manevi tazminat yönünden reddine, maddi tazminat yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı ile 23/06/2013 tarihinde imam nikahı ile beraber yaşamaya başladıklarını, 22/03/2014 tarihinde bir çocuklarının olduğunu, nikah işlemlerinin yapılabilmesi için davalıdan nüfus kayıt bilgilerinin düzeltilmesini talep ettiğini, davalının kabul etmediğini yaş düzeltilmesinin yapılmasına rağmen davalının nikah yapmaya yanaşmadığını, davalıyla beraber yaşamaya başladıktan sonra davalının işte çalışmasına müsaade etmediğini, başka bir bayanla evlendiğini, eşi tarafından aldatılmasının onurunu zedelediğini beyanla, tazminat talep etmiştir.

Davalı imam nikahı ile birlikte yaşamaya başladıkları tarihte davacının yaşının büyük olduğunu sandığını, davacıyla sorunsuz bir şekilde ayrıldığını, düzenli nafaka ödediğini, davacının işte çalışma isteğine hiçbir zaman karşı çıkmadığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, manevi tazminat talebinin reddine, maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, davacı ve davalının imam nikahı ile bir araya geldikleri, bu birliktelikten bir çocuklarının olduğu, davalının bir engeli bulunmadığı halde resmi nikah yapmaya yanaşmadığı ve dava dışı bir bayanla evlendiği hususları sabittir.

Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelere göre, tarafların evlenmek için yöresel gelenekleri yerine getirdikleri, düğün yaparak evlendikleri, sadece resmi nikahın yapılmadığı, davacının ve davalının kayden bekar olduğu anlaşılmaktadır.

Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre de gözetildiğinde; resmi nikah yapılacağı inancı ile davacının davalı ile karı koca hayatı yaşaması, resmi nikah yapılacağı vaat edildiği için evlenecekleri inancına kapılan davacının, yaş düzeltilmesi davası açtığı, mahkemece yaş düzeltilmesi yapılmasına rağmen resmi nikahın yapılmaması, çocuğuyla birlikte babasının evinde yaşamak zorunda kalması, bu durumların davacının yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de böyle bir durumun varlığının aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı sosyal çevreyi paylaşan davalının, davacının içine düşeceği bu durumu da gözeterek, daha hassas davranmasının, ondan beklenen ve olması gereken bir davranış modeli olduğu da unutulmamalıdır.

Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı tarafından evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında gerek fiziksel gerek ruhsal anlamda zarara uğratıldığı ve bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan bu eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gereklidir.

Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminat hükmedilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

3)Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; davaya konu olayın oluş şekline göre, davacının kendi isteğiyle herhangi bir zorlama olmadan çalışmaması maddi tazminat gerektirmeyeceğinden mahkemece maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenle davacı yararına, (3) nolu bentte gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA, tarafların diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


AKSİ YÖNDE BİR KARAR

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/15297 E., 2019/612 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 06/03/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeni ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince,

Dava; haksız eylem nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece maddi ve manevi tazminat istemi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; davalı tarafından müvekkilinin evlenme vaadi ile kandırıldığını ve köy yerinde düğün yapılarak müvekkili ile davalının birlikte yaşamaya başladığını, sonrasında davalının resmi nikah yapılmasını istemediğini ve müvekkilini ortak konutu terke zorladığını belirterek kişilik haklarının saldırıya uğraması nedeni ile manevi tazminat ve düğün eşyasının, ziynet eşyasının müvekkiline iade edilmemesi nedeni ile maddi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; 21/03/2016 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilerek, davacının ziynet eşyaları hakkındaki isteminin kısmen kabulüne; düğün eşyaları hakkındaki istemle ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; davacının kişilik haklarının zarar görmesi nedeni ile manevi tazminat istemi yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamından; davacının dava tarihi itibariyle yirmi yaşında olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde; davacı olay tarihi itibariyle reşit olup resmi nikah olmaksızın birlikte yaşamın sonuçlarını bilecek ve kavrayabilecek durumdadır. Bu sebeple manevi tazminatın yasal koşullarının oluştuğundan söz edilemez. Davanın manevi tazminat istemi yönünden reddi gerekirken yazılı şekilde manevi tazminat isteminin kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenle verilen kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının ise ilk numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/02/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
(M)

KARŞI OY YAZISI

Somut olayda çözümlenmesi gereken husus; davacının, davalı ile resmi nikâh yapılacağı düşüncesiyle geleneksel evlenme merasimi (düğün töreni) yapıp karı-koca hayatı yaşayarak boşanmış kadın konumuna getirildikten sonra babasının evine gönderilmiş olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığının kabul edilip edilmeyeceği ile ilgilidir.

A-Davacının Kişilik Haklarının Zedelenip Zedelenmediği Yönünden Değerlendirme
Anayasa’nın 12. maddesi uyarınca herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Yine Anayasa’nın 17. maddesine göre herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Ayrıca Anayasa’nın 20. maddesinde ise herkesin, özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olup, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yer verilen anayasal kurallar çerçevesinde insan haklarının en üst basamağında yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, diğer tüm hürriyetlerin varlık nedenini teşkil eder. İnsan onurundan kaynaklanan ve bütün hürriyetlerin temeli niteliğinde olan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, kişiye sırf insan olması sebebiyle tanınmış olup kişinin tam anlamıyla hür olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 24. maddesi gereğince hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kişi, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesiyle de kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olacağı hüküm altına alınmıştır.

Somut olayda; davacı …, olay tarihinde 20 yaşında olup Şanlıurfa ilinin Hilvan ilçesinde yaşamakta iken davalı ile evlendirilmiş, resmi nikâh dışında evlenmenin tüm koşulları (ilan, davet, tören, takı vb.) gerçekleştirilmiş, yaşadıkları şehrin gelenek ve göreneklerine uygun biçimde düğün merasimi yapılmıştır. Dolayısıyla tarafların evlenip davalının ailesinin evinde birlikte karı koca hayatı yaşamaya başladıkları hususu, içerisinde bulundukları toplum tarafından bilinmektedir.

Her olay, kendine özgü koşullarla birlikte değerlendirilmelidir. Evlilik birliği kurmaksızın birlikte yaşayıp rızayla bu ilişkisini sonlandıran herkesin, şeref ve itibarının zedelendiği iddiasıyla diğerinden manevi tazminat talep edebileceğini iddia etmek elbette mümkün değildir. Somut olay … ili … ilçesinde yaşanmış olup, erkek egemen (ataerkil) ve geleneksel toplum yapısının hâkim olduğu, özellikle kız çocuklarının erken yaşta ve zorla evlendirildikleri coğrafyamızda yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, bu tür evliliklerin temelinde sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel özellikler, gelenekler, görenekler, inançlar, eğitim, iç ve dış göçler bulunmaktadır. Ayrıca reşit olsa bile kız çocuklarının bu şekilde evlendirilmesinde, erkek egemen sistem içinde kadınlara biçilen ve öğretilen toplumsal cinsiyet rolü önem taşımaktadır. Erkek egemen toplum yapısının baskın ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin düşük olduğu kırsal bölgelerde evlilik kararları genellikle ailenin erkek üyeleri tarafından alınmakta, bu tür evliliklerde dini nikâh da meşrulaştırma aracı olarak kullanılabilmekte ve kız çocuklarının kendi rızalarından çok, ailenin ve/veya varsa aşiretin kararı ve onayı belirleyici olmaktadır. Yukarıda anlatılanlar esasında davacının evlendirilmesinde kendi ailesinin de sorumluluğuna işaret etmekte ise de bu sosyal gerçeklikten ve kabulden beslenen davalı erkek, resmi nikâh kıymaya yanaşmaksızın birlikte yaşadığı kızı, boşanmış bir kadın olarak hiçbir yaptırıma uğramaksızın babasının evine gönderebilmektedir. Somut olay, yukarıda açıklanan koşullar altında irdelendiğinde, davacı kadının şeref ve itibarının zarar görmediğini söyleyebilmek mümkün değildir. O hâlde verilen bu zararın bir karşılığının da olması gerekir. Bu nedenle davacının kişilik haklarının zedelendiği kanaatindeyim.

B-Yerleşik İçtihattan Dönülmesi Nedeniyle Yapılan Değerlendirme
Bu başlık altında, Dairemizce önceki içtihatlardan dönülerek sonuca ulaşılması nedeniyle ayrı bir değerlendirme yapılmıştır. Dairemizin (01/10/2001 tarihli ve 2001/4849 Esas, 2001/8843 Karar; 28/02/2011 tarihli ve 2010/2118 Esas, 2011/2030 Karar; 25/01/2012 tarihli ve 2010/12705 Esas, 2012/850 Karar; 17/01/2013 tarihli ve 2012/1692 Esas, 2013/438 Karar), Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin (05/06/2008 tarihli ve 2008/8366-10192 E/K sayılı) ve Hukuk Genel Kurulunun uygulamaları (05/11/1997 tarihli ve 1997-4-690 Esas, 1997/893 Karar) sayın Çoğunluğun benimsediği görüşle aynı mahiyette değildir.

Yargı mercilerince verilen kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olsa bile söz konusu içtihatlardan hangi tarihli kararla ve hangi gerekçelerle dönüldüğü anlaşılamamaktadır. Hâlbuki benzer olaylara aynı hukuki sonuçlar bağlanması anlamına gelen yargısal kararlardaki istikrar, hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin gereğidir ve öngörülebilirliği sağlar.

Somut olayda sayın Çoğunluğun vardığı farklı sonuç, önceki içtihatlarla çeliştiğinden bu durum, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği gibi kişilerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini de sarsabilir. Anayasa Mahkemesi de benzer tespitlerde bulunmuştur (AYM; Türkan Bal, B.No:2013/6932, 06/01/2015, pr.64; Yasemin Bodur, 2017/29896, 25/12/2018, pr.42; Aşır Tunç, B.No:2015/17453, 22/01/2019, pr.56). Bu nedenle önceki içtihatlardan dönülmesi hâlinde bu durumun bütün yönleriyle kararda tartışılması ve benzer olaylarda değişen yeni hukuki duruma göre karar verileceğinin bu nitelikteki kararda mutlaka belirtilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

C-Sonuç
Sonuç olarak; davacının, davalı ile resmi nikâh yapılacağı düşüncesiyle geleneksel evlenme merasimi yapıp karı-koca hayatı yaşayarak boşanmış kadın konumuna getirildikten sonra babasının evine gönderilmiş olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığının kabulü gerektiği ve somut olayın yukarıda izah edilen koşulları göz önüne alındığında, önceki yerleşik içtihatların hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu ve o içtihatlardan ayrılacak bir hususun bulunmadığı, yerel mahkeme kararının dayandığı delillerle bu delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, tarafların yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.19/02/2019

İletişime Geç
Whatsapp'tan Yaz
Merhaba 👋
Okuduğunuz konuyla ilgili veya başka bir konuda danışmanlık ve vekillik hizmeti hakkında ayrıntılı bilgi almak için aşağıdaki butona basabilirsiniz.
Av. Oğuzhan Yazıcı | İstanbul