Ticari Satışta Malın Ayıplı Çıkması Halinde Hukuki Haklar

Bu yazımızda ticari satışın tüketici işleminden ve genel hükümlere tabi satıştan farklarına değinilmiş; ardından satıcının ve ayıplı malı satın alan alıcının sahip olduğu hakları kullanabilme koşulları ve bu hakların neler olduğunu üzerinde durulmuştur.

Satım işlemi tüketici hukuku, ticaret hukuku ya da genel hükümler kapsamında gerçekleştirilmiş olabilir. Bu üçü arasındaki ayrımı örneklerle somutlaştırmamız gerekirse, işi gereği mal satan kişinin sadece kişisel kullanımı için malı almak isteyen kişiye mal satmasında tüketici işlemi; her iki tarafın da işi gereği hareket etmediği durumda genel hükümlere(TBK) tabi bir işlem; her iki tarafın da tacir olup kendi işletmesi için hareket ettiği durumda ise ticari satış (TTK anlamında) söz konusu olur. Yazımızda ticari satışlardaki ayıplı mallara ilişkin açıklamalar yapılmış olsa da genel hükümlere ve tüketici hukukuna tabi satış işlemleriyle örtüşen birçok hüküm bulunmaktadır.

Ticari satışı belirgin yapan husus işlemin ticari faaliyet gereği yapılmasıdır. Alınan mal doğrudan tekrar satılmak ya da işlendikten sonra satılmak üzere alınmış olabileceği gibi, yalnızca işletmenin ihtiyaçlarını karşılamak için de alınmış olabilir. Bu iki alım-satım da ticari işlem olarak incelenir.

Satıcının Ayıptan Sorumlu Olma Şartları

Sözleşme gereği teslim ettiği mal, taşıması gereken niteliklere sahip olmayan satıcı borcunu gereği gibi ifa edemediğinden ötürü alıcının uğradığı zararları gidermekten sorumlu tutulabilir. Nicelikteki eksikliğin ayıp kapsamında değerlendirilebilmesi için ise bunun niteliğe etki edebilecek cinsten bir akde aykırılık olması gerekmektedir. Sözleşmede kararlaştırılan eşyadan farklı bir şeyin teslim edilmesi durumundaysa ayıplı ifa değil, ifanın hiç yapılmamasına bağlı sonuçlar doğar.

Alıcı, Ayıbın Varlığından Habersiz Olmalıdır

Alıcının ilgili malın niteliğindeki eksiklikten, hatadan haberdar olması durumunda ayıp hükümlerine başvurması mümkün değildir. Zira bu ihtimalde TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) devreye girer.

Alıcı, davayı kazanmak amacıyla ayıptan haberi olmadığını ileri sürebilir. Bu durumda objektif bir değerlendirme yapmak gerekecektir. Eğer alıcının nitelikteki yetersizlikten haberdar olması kendisinden bekleniyorsa yine akde aykırı bir durum olduğu söylenemez. Örneğin bir restoran sahibi, pazarda tezgah kuran birisinden akşama kadar satılamayan sebze ve meyveleri kendisine satmasını istemiş olsun. Akşama kalan sebze ve meyvelerin niteliklerinin ortalamadan düşük olduğu herkesçe bilinen bir olgudur. Bir restoran sahibinin de bundan habersiz olduğunu savunmak güçtür ki zaten nitelikteki bu düşüklükten ötürü daha az para harcayarak malzeme alma amacıyla bu sözleşmenin kurulduğu anlaşılabilir. Dolayısıyla bu örnekte restoran sahibi nitelikteki bu düşüklükten haberdar edilmediğini ileri sürerek ayıp hükümlerine dayanamaz.

Satıcı, Ayıbın Varlığından Haberdar Olsa Da Olmasa Da Sorumlu Olur

Satıcı, sözleşme konusu malı satarak ayıp bulunmadığını garanti etmiş olur. Dolayısıyla onun nitelikteki düşüklüğü bilmemesinin bir önemi yoktur. TBK’de sorumsuzluk anlaşması yapılması durumunda satıcının yalnızca ağır kusurundan ötürü sorumlu tutulabileceği düzenlenmiş olsa da 225/2 hükmü uyarınca satıcılığı meslek edinmiş olan kişilerin haberdar olmasa da sorumlu olacağı görüşü bulunmaktadır.

Ayıp “Esaslı” Olmalıdır

Satılan maldan beklenen performansın önemli ölçüde düşük olması ve alıcının bunu en baştan beri biliyor olsaydı siparişi vermeyecek olması durumunda esaslı ayıp bulunduğu kabul edilir. Alıcı taraf durumu önceden bilseydi akdi daha az ücret karşılığında kurmaya yanaşabilir olsaydı da ayıp esaslıdır.

Ayıp, Süresinde Satıcıya Bildirilmelidir

Alındıktan çok sonra ortaya çıktığı iddia edilen ayıptan ötürü satıcıyı sorumlu tutmak hakkaniyete uygun olmayan sonuçlar doğurabilir. Borçlar Kanununda bu süre “uygun süre” olarak belirlenmiştir.

Ticaret Kanununda ise süreler daha kesindir. Belirtmemiz gerekir ki TBK ve TTK’deki ticari satış kavramları farklı olduğundan bir tarafın esnaf olduğu ya da her iki tarafın da esnaf olduğu sözleşmelerde TTK m. 23/1-c’deki süreler uygulama bulmaz. Bunun için her iki tarafın da tacir olması gerekir. Açıkça belli olan bir ayıp var ise iki gün içinde satıcıya bildirilmelidir. Teslim sırasındaki olağan bir inceleme sonucu tespit edilebilecek ayıplar açık ayıplardır.

Maldaki ayıp teslim sırasındaki olağan bir gözden geçirmeyle tespit edilebilecek kadar açık değilse alıcının bildirim için sekiz günlük süresi vardır.

Mal zaman içinde kullanıldıktan sonra da ortaya bir sorun çıkabilir. Hemen tüketilebilen gıda ürünleri gibi mallarda bunun örneğine pek rastlanılmaz. Örnek olarak kurşun geçirmez bir camı gösterebiliriz. Bilindiği üzere bu tür camların da kendi içlerinde sağlamlık dereceleri vardır. Kimileri hafif cephanelere karşı dayanırken kimileri ağır silahlara karşı üretilir. Yüksek seviyede dayanıklılık sözü verilen bir camın hafif bir silahla delinmesi halinde bu türden bir ayıp vardır. Veya mobilya üretimi yapan bir şirketin sipariş verdiği şarjlı tornavidaların birkaç şarjdan sonra bataryalarının beklenen süreden çok daha hızlı tükenmesi halinde de bu durum söz konusudur. Bu tür ayıplara gizli ayıp denir. Gizli ayıplarda eşya bir süre kullanılmadıkça gerçekten bir ayıbın bulunup bulunmadığı anlaşılamayacağından iki ve sekiz günlük kısa sürelerin uygulanması alıcı için hakkaniyete aykırı olacaktır. Gizli ayıbın tespit edilmesi halinde satıcıya derhal bildirim yapılmalıdır.

Satıcı, maldaki ayıbın farkında olarak ve bunu gizleyerek satmış olabilir. Bu durumda ağır kusura sahip olduğu kabul edilir ve alıcı taraf bildirim sürelerine uymasa bile ayıp hükümlerine dayanma hakkına sahip olur. Ayrıca satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da bu kural uygulama bulur. Burada satıcının faaliyeti gereği sürekli sattığı maldan bahsedilmektedir. Örneğin bir mağaza ürünlerini sergilediği eski raflarını başkasına satarsa burada bu türden bir mal yoktur; fakat sergilediği ürün satılmışsa (örneğin telefon) bu türden bir maldan söz edilir.

Genel Olarak Alıcının Hakları

Aşağıda açıklamaları yer alan seçimlik hakların, bildirim koşulu yerine getirildikten sonra zamanaşımı süresi içinde yapılması yeterli olacaktır.

Sözleşmeden Dönme

Sözleşmeden dönme hakkını kullanmak isteyen alıcı, ayıp nedeniyle zarara uğramışsa bunun giderilmesini de isteyebilir. Mesela yukarıda verdiğimiz kurşun geçirmez cam örneğinde, camın düşük kalitede olması sebebiyle ardında bulunan kişilerin sağlığı ya da malları zarar görmüşse buna ilişkin tazminat istemek mümkündür. Buna ek olarak ilgili sözleşmenin ifası için satıcıya para ödemişse, satıcı bunu faiziyle geri ödemekle yükümlüdür.

Ayrıca, alıcı ilgili malı bir başkasına satmışsa ve bu satımdan ötürü çıkan uyuşmazlık yargıya taşınmışsa, buna ilişkin yargılama giderlerini de satıcı öder. Dolaylı zararlardan sorumluluk hususu ise dokrinde tartışmalıdır.

Toplu olarak satılan mallardan yalnızca bir kısmında ayıp bulunuyorsa, sözleşmeden dönme hakkı yalnızca ayıp bulunan kısım için kullanılabilir. Örneğin çalışanları için yüz tane bilgisayar siparişi veren bir işletme sahibi, bu bilgisayarlardan yalnızca üç beş tanesi bozuk diye sözleşmenin tamamından kural olarak dönemez. Fakat ayıplı kısım önemli bir zarar vermeksizin diğerlerinden ayrılamıyorsa tüm mallar için sözleşmeden dönmek de mümkündür.

Alıcının sözleşmeden dönme ve diğer seçimlik haklarını kullanma hakkının önüne geçilmesi mümkündür. Satıcı, malı yenisiyle değiştirir ve alıcının tüm zararlarını öderse alıcının sözleşmeden dönme, indirim isteme gibi haklarını kullanmasını engelleyecektir. Burada satıcıya verilmiş bir hak söz konusudur. Kimi durumlarda ise sözleşmeden dönme hakkaniyete uygun olmayan sonuçlara yol açabilir. Buna ilişkin değerlendirme somut duruma göre yapılır ve alıcı indirim ve onarım haklarından birisini kullanmaya mecbur bırakılabilir.

İndirim İsteme

Bu hakkı kullanma yetkisi bizzat alıcıdadır. O kabul etmeden satıcının zorla indirim yapma hakkını kullandırması mümkün değildir. Taraflar indirimin ne miktarda yapılacağı hususunda anlaşamazlarsa uyuşmazlık yargıya taşınabilir.

Değerdeki eksiklik miktarı satış bedeline yakınsa indirim istenmesi mümkün değildir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde kanun koyucu sözleşmeden dönme veya ayıpsız benzeriyle değiştirme haklarından birisinin seçilmesini zorunlu kılmıştır. Örneğin sağlam olması beklentisiyle satın alınmış bir telefonun kırılmış/parçalanmış olarak gelmesi halinde değerindeki eksiklik satış bedeline yakındır. Zira 1000 TL ödenmesine rağmen satılan mal belki de kurtarılan bir yedek parçası sebebiyle sadece 20 TL değerindedir. Bu sebeple indirim istemek uygun olmaz.

Ayıplı malın alıcıya yüklenebilen bir kusur nedeniyle yok olması halindeyse kullanılabilecek tek hak indirim talebidir. Zira malın geri verilmesi artık mümkün olmadığından sözleşmeden dönmek, değişimini ya da onarımını istemek mümkün değildir. Fakat satıcı sonuç olarak ayıplı mal sattığından indirim yapılması hakkaniyete uygun olur.

Onarım İsteme

Kimi malların onarımını istemek mümkün olmadığından her zaman kullanılabilecek bir hak değildir. Örneğin tarlacıdan bir ton çürük domatesin onarılması istenemezken, ekranı çizilmiş bir telefonun satıcı işletme tarafından onarılması ise pek tabii olarak talep edilebilir.

Ayıpsız Benzeriyle Değişimi İsteme

Misli eşyalarda söz konusu olabilir. Örneğin bir sanat eseri eşi benzeri olmadığından değişimini istemek mümkün olmazken, o sanat eserinin fabrikasyon kopyalarının değişimi söz konusu olabilir. Ayrıca yukarıda belirttiğimiz üzere satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek diğer seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının Ayıplı Malı Başkasına Satması

Söz konusu ayıplı mal bozulma riski bulunan bir eşya olabilir. Gıda ürünlerinde bu durum söz konusudur. Bu gibi hallerde alıcı satıcıya haber vermenin haricinde bozulma riskinin önüne geçmek için zaman kaybetmeden satış yapma yetkisine de sahiptir. Öyle ki satıcının menfaati gerektiriyorsa bunu yapmaması alıcının kendi aleyhine dahi sonuçlara yol açabilir.

Zamanaşımı

Aksi tarafların yaptığı sözleşmeden anlaşılmadığı müddetçe, malın alıcıya teslim edilmesini izleyen iki yıl içinde dava açılmalıdır. Gizli ayıbın bulunduğu hallerde bu sürenin yeterince adaletli olmadığı düşünülebilir. En azından satıcının ağır kusurunun bulunması ihtimalinde bu iki yıllık zamanaşımı süresi uygulanmamakta, onun yerine yalnızca on yıllık zamanaşımı süresi uygulama bulmaktadır.

error: Content is protected !!